Aydın Osmaniye Gazetesi

HAYAT MERTEBELERİ

Ali SARIKAYA

22Mayıs2015, 07:51

Ali SARIKAYA

Yaşadığımız hayat tek düze bir hayat değildir. Katmanları, farklı boyutları var. Her canlı müstakil bir hayat yaşarken, hayatın da değişik katmanlarında yaşamak mümkün ve vakidir. İnsanlar bile birkaç farklı hayat mertebesinde yaşamaya devam etmektedir.

Hayat nedir?

Hayat, şu kâinattan süzülüp damıtılmış bir hülasadır. Kâinatı bir preste sıkıp ondan bir damla öz çıkarmak mümkün olsaydı ona hayat denirdi. Hayat kâinatın özetidir. Hayat olmazsa varlıklar anlamını yitirir.

Kâinatın merkezinde hayat vardır. Kâinattaki her şey hayata hizmet etmektedir. Hayatsız kâinatın hiçbir anlamı yoktur. Bütün şu kurulu düzen hayatın etrafında dönmektedir.

Hayatın da bir özü vardır. O da Peygamberimizin (a.s.) nurudur. Onun nuru, tebliğ ettiği Kur’an şu kâinattan çıksa kâinat deli olacaktır. Hayata hayat veren, Kur’an nuru ve onun nurudur. Kâinat hayatında bu beslenme sağlanmadığı takdirde kâinat sekerata başlayıp ölüm ateşine tutulacaktır. Onun hayatını besleyecek, idame ettirecek olan ise Peygamberimizin getirdiği düşünce ve anlayıştır. Kâinat, O’nsuz hayata dayanamayacak ve kıyametin kopmasına sebep olacaktır.

Hayatımızı onun hayatına borçluyuz. O olmasaydı bu kâinat da olmayacaktı.

Şu kâinatta herkes bir hayat yaşıyor. Bunların hepsini bir arada yaşıyoruz gibi görünse de farklı boyutlarımız var. Aynı mekânı paylaşsak da farklı boyutlarda bir hayatımız var. Bu açıdan bakıldığında karşımıza değişik hayat mertebeleri çıkmaktadır.

Birisi bizim hayat tarzımızdır. Hayatımız birçok sebeplerle sınırlıdır. Elimizin ulaştığı yerle gözümüzün ulaştığı yer farklıdır. Aklımızın istek ve dilekleri farklı, hislerimizinki farklıdır. Demek farklı tarzları bir arada yaşıyoruz. Sevinci, hüznü, acıyı, tatlıyı birlikte yaşayan bir hayat tarzımız var.

İkincisi, Hızır ve İlyas’ın (a.s.) hayatlarıdır. Onların hayatları bizimki gibi kayıtlarla kayıtlı değildir. Diledikleri zaman yerler içerler, ancak bizim gibi mecbur değiller. Beşeri kayıtlarla sınırlı değillerdir. Bir anda birçok yerde bulunabilirler. Birçok insanla görüşebilirler. Velilerin Hızır’la olan maceraları bu hayatı ispat etmektedir.

Üçüncüsü, İdris ve İsa’nın (a.s.) hayatlarıdır. Cisimleri ile birlikte nurani bir vücuda sahiplerdir. Adeta melek hayatı gibi bir hayatları vardır. Nurani bir beden, ışıktan bir hayat. İsa (a.s.) ahir zamanda inecek, Hristiyanlığın içindeki sonradan dahil edilen yanlışları düzeltip asli şekline dönmesini ve İslam’a tabi olmasını sağlayacaktır. Ancak onun gelişini havarileri kadar bir grup bilecektir. Herkes onu tanımayacaktır. Çünkü bu gelişi peygamber olarak değildir.

Dördüncüsü, şehit hayatıdır. Onlar ölüm acısını tatmadıkları için öldüklerinin farkında değillerdir. Farklı bir boyutta hayatlarını devam ettirmektedirler. Kur’an’da da şehitlere “ölüler” denmemesi istenmektedir.[1]  Çünkü onlar diridirler. O hayat tarzını biz bilmediğimiz için anlamakta zorlanıyoruz. Onlar sanki siyah camın ardında yaşamaktadırlar. Onlar dışarıyı görmekte ancak dışarıdakiler onların yaşadığını hissetmemektedirler.

Uyanık olan, rüya gören, kâbus gören, bayılan hepsi aynı hayatın içinde ama farklı boyutlarda yaşamaya devam etmektedirler. Yani bu dünyada farklı hayat tarzlarının olması akla aykırı değildir.

Beşincisi, kabir hayatıdır. Onlar yeni bir boyutta yaşamakta ancak öldüklerini bilmektedirler. Mezarlarını ziyaret edenleri bilmektedirler. Ruhları, ruhlar aleminde ve kabirde yaşamaya devam etmektedir. Ziyaretçileri geldiği müddetçe kabirlerini terk etmezler. Ancak oraya da bağımlı değillerdir.

ali_sarikaya@yahoo.com



[1] Al-i Imran 3/ 169-170-171

Bu haber 522 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

      RESMİ İLANLAR

      KÖŞE YAZARLARI

OKULLAR AÇILIYOR20Eylül2017

      HABER ARA


Gelişmiş Arama

     HAVA DURUMU