Aydın Osmaniye Gazetesi

MissSare

İSTİKLAL MARŞININ KABULÜ

Ali SARIKAYA

12Mart2015, 16:39

Ali SARIKAYA

          Kurtuluş Savaşı'nın başlarında, elde kalan vatan topraklarının kurtulması, işgalcilerin vatan topraklarından sökülüp atılması, savaş yıllarında yorgun düşmüş, yıpranmış vatan evlatlarının top yekûn bir dirilişe yelken açması maksadıyla milli bir marşın meydana getirilmesine ihtiyaç duyulmuştur. Bu vesile ile bugünkü adıyla Milli Eğitim Bakanlığı, o günkü adıyla Maarif Vekaleti, 1921'de bir güfte yarışması düzenlemiştir. Bahsi geçen yarışmaya toplam 724 eser katılmıştır. İnceleme komisyonu, bu eserlerden hiçbirinin milli marş olma özelliği taşımamasına rağmen 6 eseri ayırmıştır.

Bu yarışmaya para ödülü olduğu için Mehmet Akif Ersoy katılmamıştır. Milletin hissiyatını terennüm edecek bir marşın para olarak karşılığının olamayacağı kanaatini taşımaktadır. Gelen eserler de yeterli görülmez. Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) Hamdullah Suphi’nin dikkatini çeken bir durum, Mehmet Akif’in bu yarışmaya katılmamış olmasıdır. Bunun sebebini araştırdığında, para ödülü olduğu için katılmadığı tespit edilmiştir. Hamdullah Suphi mutlaka katılmasını istemektedir.

5 Şubat 1921 de Mehmet Akif’e bir mektup yazar.

"Pek aziz ve muhterem efendim,

İstiklâl marşı için açılan müsabakaya iştirak buyurmamaklarındaki sebebin izâlesi için pek çok tedbirler vardır Zât-i üstadânelerinin matlûb şiiri vücûda getirmeleri maksadın husûlü için son çâre olarak kalmıştır. Asıl endişenizin icâbettiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin ve tehyiç vâsıtalarından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve muhabbeti arz ve tekrar eylerim.''

Bu mektup Mehmet Akif’i ikna eder ve katılmama kararını değiştirmesine vesile olur.

Mehmet Akif, Ankara'daki Taceddin Dergahı'na çekilir ve kısa süre sonra on kıtalık bu şiiri Maarif Vekaletine gönderir.

1 Mart 1921 de Millet Meclisinde diğer altı şiirle birlikte Akif’in şiiri de okunur. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda, bazı mebusların itirazlarına rağmen, Mehmet Âkif'in yazdığı şiir, büyük bir coşku içinde dinlenir. Alkışlarla karşılanır. Şiiri Maarif Vekili Hamdullah Suphi alkışlar arasında üç defa okur. Savaştan yorulmuş milletin hissiyatına tercüman olan bu eser Millet Meclisi tarafından “İstiklal Marşı” olarak kabul edilir

İstiklal Marşı’ndaki manevi yoğunluk, esasen Akif’in hayatıdır. Yaşayış biçimidir. Milletin de hissiyatıdır. Daha sonra devlete hakim güçlerle bu yaşayış ters düştüğü için devlet Akif’e karşı hep mesafeli durmuştur. Bu mesafe öylesine açılmış ki cenazesine hiçbir devlet ricali katılmamıştır. Gençliğin onun cenazesine iştirak etmesini bile hazmedememiştir.

İstiklal marşı bir hayat biçimidir. Devletin parçalandığı, milletin savaştan yılgın ve bezgin düştüğü bir zamanda, milletine “korkma” diye haykırması muhteşem bir dinamizmdir. Öylesine bir canlılıktır ki bayrağın yere düşmeyeceğini, bin yıllık tarihinde zaman zaman mağlubiyetler ve parçalanmalar olsa da bayrağın boynu hiç bükük bırakılmamış, başı dik tutulmuştur. Öldü denilen yerde mezarından çıkıp şahlanışlar sergilemiştir. Altı yüz yıllık imparatorluğun ardında da böyle bir kalkışın olacağını haykırmıştır. “Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet, Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklal.” Diyerek bayrağın yere düşmeyeceğini, ocakların sönmeyeceğini, milletin ebede kadar var olacağını ilan etmiştir.

Devlet her törende bu muhteşem marşın lafzını okurken, millet manasını yaşamaya devam etmiştir. Devletinin bu manalardan uzak yaşamasını görmesi, milleti can evinden yaralamıştır. Hâlbuki bu marş devletle milletin kaynaşmasını sağlayacak bir mana derinliğine sahiptir. Bu mukavele, resmiyetten ve lafızdan öteye geçmeyince halk da hissiyatını kalbine gömerek, ümitle arzu ve hislerinin gerçekleşmesini beklemeyi tercih etmiştir.

Akif bu marşı Safahat’ın içine almamıştır. Gazi bir şairin milletine armağanıdır. Mabedinin göğsünde namahrem eli istemeyen şair, milletinin de en geniş manada insan hak ve hürriyetlerine sahip olmasını arzu etmektedir. Resmi kurumlar onun inançları ile barışmadığı sürece o kabrinde rahat etmeyecektir. “Doğacaktır sana vadettiği günler Hak’kın” diyerek beklemeye devam edecektir.

Ruhuna Fatihalar yolluyoruz.

Akif, bu eseri şiirlerini topladığı Safahat’a dahil etmemiş, bu eserin millete ait olduğunu beyan etmiştir. Savaş yıllarının hissiyatını çok güzel ifade eden birkaç kıtasını nakledelim.

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hak’kın…
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.


Bastığın yerleri ‘toprak!’ diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.


Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hüdâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.


Ruhumun senden, ilâhi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahâdetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

ali_sarikaya@yahoo.com

Bu haber 680 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

      RESMİ İLANLAR

      KÖŞE YAZARLARI

OKULLAR AÇILIYOR20Eylül2017

      HABER ARA


Gelişmiş Arama

     HAVA DURUMU