Aydın Osmaniye Gazetesi

MissSare

BEDELLİ ASKERLİKTE CİDDİ HATA

Doç.Dr.Mehmet CİHANGİR

26Mart2011, 17:10

Doç.Dr.Mehmet CİHANGİR

Üç günlük bir eğitim programı için Anadolu’nun bir ilindeyiz.

Gereksiz tartışma olmasın. İlin adı bende saklı.

Henüz resepsiyonun da bulunduğu zemin kattayız.

Yanımda farklı üniversiteden akademisyenler var.

Odalarımıza çıkmak için asansör bekliyoruz.

Gayriihtiyari asansörün hemen yanıbaşına duvara asılmış vergi levhasına takılıyor gözlerim.

O da ne?

Bu otel zarar ediyormuş!

Dudaklarımıza acı bir tebessüm yerleşiyor.

Zira (!)

Otel sürekli tıklım tıklım.

Gecelik ücreti 150 Avro. Yani 320 TL civarı…

Minicik hazır su 5 lira… Hani piyasada 25 kuruşa, en pahalı yerde 50 kuruşa, marketlerde ise 10-15 kuruşa satılan sulardan…

Bir bardak çay 8, bir bardak cola 15 lira.

Basit bir sabah kahvaltısı 50, basit bir yemek 70-80 lira.

Nasıl olur da böyle bir kuruluş zarar ederdi…

Hayıflanmıştım açıkçası.

Ama bu hayıflanma sabah olunca daha farklı bir hayıflanmaya bıraktı yerini.

Kahvaltı öncesi iki arkadaşımla alt katlarda bulunan fitnese yani bir nevi spor salonuna iniyoruz. Biraz spor yaptıktan sonra genellikle her 5 yıldızlı otelde bulunan sauna ve fin hamamlarına takılıyoruz. Ardından da yüzme havuzunda birazcık oyalanıyoruz.

Sadece oyalanabiliyoruz.

Çünkü bir grup genç olabildiğince hovardaca kullanıyorlar bu mekanları.

Birazdan rutin biçimde çıkıyoruz bu bölümden.

Alt kattaki kapalı garajdan geçerken yanımızdan 3 tane son model jaguar marka otomobil geçiyor.

Az önce havuzun tadını çıkarttırmayan grup otelden ayrılıyor.

Merak edip soruyoruz görevliye kim bunlar diyerek…

Cevap akşamki acımızı katlayıveriyor.

“Patronun oğlu ve arkadaşları…”

Jaguar fiyatları geliveriyor  gözümün önüne.

Oğlu fiyatları 100-120 bin euro olan bu arabalara binen baba….

Zavallı baba…

Elbette zarar edecektin (!)

Huy oldu bana.

Herhangi bir ticari işletmeye gittiğimde gayri ihtiyari gözüm vergi levhalarına takılıyor…

Şehrin en güzel yerlerinde beş on tane kirada dairesi olan iş adamlarının bile vergi levhalarında yıllık gelirleri 5-6 bin (yani beş altı milyar) lira gösterilmişse, bu rakam bile bana müthiş yüksek geliyor artık.

Ve bu alanda son bir örnek…

Arkadaşımdan naklen:

“ 5 Şirket, devletten 1,5 trilyonluk kredi talebinde bulunuyor. Ben de değerlendirme jürisindeyim. Bu şirketler yeni bir şirket kuracaklar. Vergi levhalarına bakıyorum. Bir trilyona yakın yıllık satışı olan şirketlerin biri 9 bin TL, diğer ikisi 3 bin TL, diğer ikisi ise sırasıyla yıllık 600  ve 900 TL para kazanmışlar.”

Sevsinler….

“Ama diyor arkadaşım; adamlar bankaları hiç kullanmamışlar işlemlerinde”

Zavallı diyorum arkadaşıma. Niçin kullanıp da kendini ele versinler ki….

Bu örnekleri sermaye ya da zengin düşmanı olduğum için yazmıyorum.

Masanın diğer tarafına geçtiğinizde bunun öyle çirkin ve zalim sonuçları var ki…

Bunları yazmak, insanların vicdanlarını uyarmak zorunda hissediyor insan kendisini.

Nedir masanın diğer yanından görünüm…

Yine bir iki örnek olay aktaracağım.

Devlet, ilk ve orta öğretim öğrencilerine parasal destek amacıyla burs vermekte. Örneğin 2011 yılı müracaat kılavuzunda ailenin geliriyle ilgili madde şöyle diyor: “…. Bunun için ailenin 2010 yılında elde ettiği tüm gelirleri esas alınacaktır. Yıllık gelir toplamından fert başına düşen net miktarın 4.950 TL’ yi geçmemesi gerekir.”

Bunun anlamı şu;

Bir yılda kazandığınız bütün gelirlerinizi ailedeki kişi sayısına böleceksiniz. Rakam 4.950 TL’yi geçmeyecek…

Şartınız uyarsa buyurun girin sınava ve alın bursu.

Uygulamayı görelim böyle mi?

Esnaf, tüccar, işadamı, 5 yıldızlı otel sahibi bir insan düşünün…

Baba, anne ve iki de çocuğu olsun.

Yıllık gelirinin,  4 kişi çarpı 4.950 eşittir 19.800 TL’nin altında olması gerek.

Peki bu geliri beyan eden kaç tüccar var?

O zaman bu elit grubun çocuğu bu bursu almaya hak kazanmıştır.

Babanın BMW’leri, Mercedesleri bilmem ne marka yatları varmış… Şehrin en güzel yerlerinde kirada gayrimenkulleri, bilmem nerede yazlıkları varmış..

Ne gam! Sonra kime ne…

Helal olsun yavruya…

Başka açıdan bakalım.

Aynı aile yapısı…

Bu kez bir memur çocuğu…

Aylık 1.500 TL maaşı var babanın. Yıllık gelir etti mi 18 bin lira.

Adamcağız gece gündüz, hafta sonu dememiş 2 bin TL de mesai almış.

Geliri oldu mu 20 bin TL…

Ve çocuğun yıllık geliri 5000 TL gözükmekte.

“Bu sınava giremezsin evladım…”

“Ama hocam. Abim dersanede. Evimiz kira. Babamın arabası bile yok, dolmuşla otobüsle idare ediyor.”

“Olsun yavrum… Zengin görünüyorsunuz.”

Bu kez örnek Başbakanlık bursundan…

Yine bir dostumdan naklediyorum…

“2011 Yılı için Yurtkur üniversitemize 150 civarında burslu öğrenci seçme hakkı tanımış. Yani 150 civarında ihtiyaç sahibi çocuğu biz seçeceğiz. Duyuruları yaptık ve başvuruları aldık. Ancak bazı tuzak soruları özellikle koyduk ki yalan beyanları bulabilelim diye. Müracaatları inceledik. Ama görüntü öyle anlamsızdı ki… Bordrolu olan güvenlikçi, apartman görevlisi gibi alt gelir kategorisindeki insanların çocuklarına bile burs veremedik.”

Neden diye soruyorum.

“Esnaf çocukları gelirlerini temsilen vergi beyannamelerinin onaylı fotokopilerini getirmişler. Ancak gelirleri çok düşük göründüğünden mecburen onları sıralamaya koyduk. Sadece bazı tuzak sorulara yakalanan esnaf çocuklarını eledik. Bazı esnaf çocukları Passat, BMW gibi arabalarını yazmak zorunda kalmışlardı da bereket… Onlardan kalan yerlere de birkaç bordrolu çocuğu koyabildik…”

Ne hazindir ki bu tercihi insanlarımız acımazsızca yapmaktadır.

Ve çoğuna da bu durum çok normal, çok sıradan gelmektedir…

Herkes yapıyorsa ben de yaparım mantığıyla davranılmaktadır.

Oysa bu işin kesin bir manevi ve de vicdani sonucu vardır ve olmalıdır.

Sıklıkla yazdığımız gibi fakirin hakkı zenginin malının içindedir ve zengin bu yükümlülüğünü zekât müessesesi ile yerine getirmelidir.

Bunun yanı sıra üstte bahsettiğimiz sakat işlemlerden mutlak surette sorumlulukları bulunmaktadır.

Nitekim Kuran-ı Kerim bu eylemlerin çirkinliğinden sıklıkla bahseder ve bu tür eylemlerde bulunanları akibetleri hakkında ciddi biçimde uyarır…

“Yetimlere mallarını verin… Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu büyük bir günahtır."  "Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, ancak ve ancak karınlarını doldurasıya ateş yemiş olurlar ve zaten onlar çılgın bir ateşe (cehenneme) gireceklerdir."

İnsanlarımızdan yetimin, öksüzün, fakirin ve düşkünün hakkı olan bu tür gelirler konusunda daha duyarlı olmalarını beklemek sanırım hakkımız olsa gerek.

Nitekim üniversitedeki dostum sözlerini şöyle bitiriyordu;

“Abi öyle perişan aileler gördüm ki… Benim üniversitede okuyan iki çocuğuma, dersaneye giden çocuğuma ve de kirada oturmama rağmen çocuklarım için müracaatta bulunmaya elim ve vicdanım varmadı…”

Şimdi sahiden bir tehlike görebildiniz mi?

Bu ülkede kayıtdışı denilen bir nedenle gelirler sağlıklı saptanamıyor.

Sistem bu keyfiliği alabildiğince de destekliyor.

Kim zengin, kim fakir….

Kimin geliri ne kadar?

Bunları tespit etmek inanılmaz derecede zor görünüyorken….

Gündeme düşen bir haber herşeyi tozduman ediveriyor; “Bedelli askerlik”

Olayın siyasi vs. boyutu bizi ilgilendirmiyor…

Ancak bir öneri var bu teklifte…

“…kişisel geliri yıllık 12 bin TL’nin altında olanlar bedel ödemeden askerliğini yapacak. Kişisel geliri 12-25 bin TL arasında olanlar 7 bin 500, gelir düzeyi 25 bin TL’nin üzerinde olanlar ise 15 bin TL karşılığında; 21 gün temel eğitim alarak askerliğini yapmış sayılacak vs….”

Yukarıda bahsedip uyarmaya çalıştığım tehlike burada bütün haşmetiyle bir kez daha ortaya çıkıveriyor…

Örnekler vererek bahsettim…

Rakamlarla…

Sizce bu öneriyle bordrolu olan birilerinin çocukları mı yoksa bordrosuzun çocukları mı bedelli askerlik yapar?

Veyahut da kuyumcunun, doktorun, galericinin, mobilyacının, beyaz eşya mağazası zinciri olan tüccarın çocuğu mu para öder, yoksa suçu emekli sandığına bağlı olan birinin çocuğu mu?

Veya…

Sosyal güvencesiz ama altlarında Avrupa arabaları bulunan, çifter çifter daireleri olan ama bunları sistemin boşluğundan yararlanarak kayıtdışında tutanlar mı para öder… Yoksa zengin ama vergi namusu yüksek olan insanlar mı …

Buraya kadar olayın ekonomik yönüne vurgu yaptık.

Son örnek ise olayın insani yönünün de asla dikkatlerden uzak tutulmaması gerektiğine vurgu yapmakta…

TV’de haber programı.

Çekim yeri mezarlık, şehitler mezarlığı…

Şehit oğlunun mezarı başında 60 yaşlarında bir anne…

Yıkık… Yorgun ve bitik…

Oğlunun toprağıyla oynamakta.

Muhabir soruyor kadına: “Anne, bedelli askerlik çıkıyor. Bedelli hakkında ne düşünüyorsun?”

Ve şehit anasından ilikleri donduran cevap geliyor:

“Bedel toprakta yatıyor oğlum”…

Yeni yazılarımızda daha sık görüşmek dileğiyle…

 

Mehmet CİHANGİR

 

Bu haber 1628 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

      RESMİ İLANLAR

      KÖŞE YAZARLARI

OKULLAR AÇILIYOR20Eylül2017

      HABER ARA


Gelişmiş Arama

     HAVA DURUMU