Aydın Osmaniye Gazetesi

MissSare

TARTIŞMA ADABI

Ali SARIKAYA

05Aralık2014, 21:18

Ali SARIKAYA

Bir konuyu karşılıklı tartışmak, bunu usulüne uygun şekilde yapmak ciddi bir görgü meselesidir. Herkesle her fikri tartışmak mümkün olmuyor. Televizyonda yapılan tartışma programları bu konuda ciddi kötü örnekler gösteriyor. Önce tartışma adabını yapamıyorlar. Konuyu tartışmak ayrı şey, tartışma adabı ayrı şeydir. Adabına uymadan bir tartışma yapmak, bazen konuyu kararttığı gibi bazen de sinir bozucu hale geliyor.

         Tartışmacıların birçoğu dinlemeyi bilmiyor. Karşıdaki konuşurken ikide bir onun konuşmasının arasına giriyor. Karşıdakinin sözünü kesiyor, fikir insicamını baltalıyor. Seyirci, tartışılan konudan çok buradaki saygısızlığa odaklanıyor. Doğruyu arama meylinden çıkıyor tartışma, bir itiş kakışa dönüyor. Hakperestlik ortadan kalkıyor, nefisperestlik öne çıkıyor. Benim diyeceklerim öne çıksın, bu meseleyi en iyi ben bilirim düşüncesi meydan alıyor. Bu durum, karşıdakini kendi fikrinin kabulüne zorlama anlamına geliyor ve bir baskı oluşturuyor. Tartışmanın bu hay huyu içinde söylenen sözden ziyade görüntü zihinlerde yer alıyor.  Hasmını mağlup etmek için her türlü insafsızlığa başvurabiliyor. Kabalaşıp hakaret edebiliyor. Saygısız davranıp karşıdakini konuşturmamaya çalışabiliyor. Onun fikri insicamını bozabiliyor. Bu şekilde bir tartışma kör döğüşü haline geliyor. Aydınlanma veya bir hakikatin ortaya çıkması yerine karanlık çöküyor. Böyle bir tartışmanın ardından ne çıkar?

         Böyle bir tartışma fikre saygısızlıktır. Karşıdaki insanın fikri beğenilmeyebilir, ancak saygısızlık etmek kimsenin hakkı olmasa gerektir.

         Hakperestlik, herkesin fikrine saygı göstermeyi gerektiriyor. Yanlış bulabilir, eksik olduğunu ifade edebilir, ancak saygısızlık yapmak apayrı bir şeydir. Yapanın kredisini düşürüyor.

         Bediuzzaman, konuyu ne güzel özetliyor:

         "Eğer bir meselenin münazarasında kendi sözünün haklı çıktığına taraftar olup ve kendi haklı çıktığına sevinse ve hasmının haksız ve yanlış olduğuna memnun olsa, insafsızdır." Hem zarar eder. Çünkü haklı çıktığı vakit, o münazarada bilmediği birşeyi öğrenmiyor. Belki gurur ihtimaliyle zarar edebilir. Eğer hak hasmının elinde çıksa, zararsız, bilmediği bir meseleyi öğrenip menfaattar olur, nefsin gururundan kurtulur. Demek insaflı hakperest, hakkın hatırı için nefsin hatırını kırıyor. Hasmının elinde hakkı görse, yine rıza ile kabul edip taraftar çıkar, memnun olur. İşte bu düsturu ehl-i din, ehl-i hakikat, ehl-i tarikat, ehl-i ilim kendilerine rehber ittihaz etseler, ihlâsı kazanırlar. Ve vazife-i uhreviyelerinde muvaffak olurlar. Ve bu fecî sukut ve musibet-i hazıradan rahmet-i İlâhiye ile kurtulurlar.” (Lem'alar, Sayfa 162)

         Konuşmacılar, toplumun önüne çıkan kimselerdir. Kaba ve edebe aykırı söz söyleme hakları yoktur. İzah ve ispat etme haklarıdır, ancak kabalaşma hakları yoktur. Kötü örnek olmamalıdırlar.

“Edipler edepli olmalıdırlar. Hem de edeb-i İslâmiye ile müteeddip olmalıdırlar. Matbuat nizamnamesini vicdanlarındaki hiss-i diyanet tanzim etsin.” (Hutbe-i Şamiye, Sayfa 109)

"Rabbim bana edebi güzel bir surette ihsan etmiş, edeplendirmiş." (Keşfü’l-Hafâ, 1:70.) olan peygamber ahlakını kendisine şiar edinmelidir.

NOT: Mustafa Hürata ağabey Allah'ın rahmetine kavuştu. Bugün Cuma namazını müteakip Rahmet-i Rahman'a teslim ettik. Allah rahmet eylesin, mekanı Cennet olsun. âmin!

ali_sarikaya@yahoo.com

Bu haber 650 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

      RESMİ İLANLAR

      KÖŞE YAZARLARI

OKULLAR AÇILIYOR20Eylül2017

      HABER ARA


Gelişmiş Arama

     HAVA DURUMU