Aydın Osmaniye Gazetesi

MissSare

FİTNE ÇÖP ÇÖP ÖRÜLÜYOR

Ali SARIKAYA

08Mayıs2014, 23:42

Ali SARIKAYA

Kelime olarak fitne, İnsanın akıl ve kalbini doğrudan doğruya, hak ve hakikatten saptıracak şey olarak tarif edilmektedir. Muhârebe, azdırma, karışıklık, ara bozmak, dedikodu, imtihan ve tecrübe etmek anlamlarında da kullanılmaktadır.

         İnsanın kalbi bir çırpıda bozulmaz. Kısa yoldan katılaşıp fitnenin orta yerine oturmaz. Bir kumaşın dokunması, bir hasırın örülmesi gibi yavaş yavaş, iplik iplik örülür. Her günah içindi küfre götüren bir yol vardır. O günah kısa yoldan pişmanlıkla silinmezse kalbin üzerinde bir siyah nokta meydana getirir. Bu siyah noktalar çoğaldıkça kalbin üzerinde hasırın örülmesi devam eder. Nihayet öyle bir noktaya gelir ki, artık dönüşü çok zor olur. Çünkü yanlışlar artık alışkanlık haline dönmüştür. Alışkanlıkları terk etmek kolay olmaz. Hele bu tiryakilik haline gelmişse artık dönülmez akşamın ufkuna doğru yol almaya başlamış demektir.

 

         "Fitne insanların kalbine (birden atılmaz). Hasır misali çöp çöp konur, örülür. Hangi kalbe bundan içirilse (yani ferdin istek ve iradesi ile tam bir şekilde girerse, bulaşırsa,) onda siyah bir nokta hâsıl olur. Hangi kalp de bunu reddederse onda beyaz bir leke hâsıl olur. Bunlara arz ve semavat baki kaldıkça fitne zarar vermez. Diğer grubun kalbi siyahtır, bulanıktır, tıpkı (ateşte) kararmış tencere gibidir. Ne iyiyi iyi, ne kötüyü kötü kabul eder (cemiyetin hiçbir manevi değerlerini tanımaz). Hevayı nefsinden kendisine ne telkin edilirse onu bilir...”  (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi,XIII,449-452)

         İnsan gönlü bir çırpıda bozuluveren bir yer değildir. Tahrip ve bozmak kolay olduğu halde yine de bir zamana ihtiyaç duyar. İnsan kalbi fıtri olmayan şeyleri genelde reddeder. Ancak, fitne karşısına hep suç olarak çıkmaz, o zehir insana sevimli ve süslü bardakta, bal şerbeti gibi sunulur. Nefsin hoşuna gidecek şekilde ve gayet müzeyyen bir biçimde sunulur. Böyle bir durumda bunu reddetmek kolay olmaz. Çoğu zaman bunun farkına varamaz.

         Fitne insanın karşısına hep mertçe çıkmaz. Fitne olarak görünmez. Sureti haktan görünerek insanın önüne gelir. Hiçbir zaman kendisini fitne olarak tanıtmayacaktır.

         “Ebû Hureyre (r.a.) şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

“Bir takım fitneler olacaktır. O fitnelerde oturan, ayakta durandan; ayakta duran, yürüyenden; yürüyen, koşandan daha hayırlıdır. Kim o fitnelerin başında dikilirse, fitneler onu yıkar. Her kim o fitneler zamanında sığınacak bir yer bulursa, hemen oraya çekilsin.” buyurdular. (Sahih-i Müslim, Fitne Babı 9 - (2885)

         “Fitne zamanında ibâdet, bana hicret etmek gibidir.”  (Sahih-i Müslim, Fitne Babı 130- (2948)

         Fitneler gayretli insanları harekete geçirir. Ortada bir yangın var diye onu söndürmek üzere koşturur. Bugün bize düşen görev de budur. Asr-ı Saadetin başına gelen fitnelerde o büyük insanlar böyle davranmışlardır. “Nasıl ki baharda dehşetli yağmurlu bir fırtına, her taife-i nebâtâtın, tohumların, ağaçların istidatlarını tahrik eder, inkişaf ettirir; herbiri kendine mahsus çiçek açar, fıtrî birer vazife başına geçer. Öyle de, Sahabe ve Tâbiînin başına gelen fitne dahi, çekirdekler hükmündeki muhtelif ayrı ayrı istidatları tahrik edip kamçıladı. "İslâmiyet tehlikededir, yangın var!" diye her taifeyi korkuttu, İslâmiyetin hıfzına koşturdu. Herbiri, kendi istidadına göre, câmia-i İslâmiyetin kesretli ve muhtelif vazifelerinden bir vazifeyi omuzuna aldı, kemâl-i ciddiyetle çalıştı. Bir kısmı hadislerin muhafazasına, bir kısmı şeriatın muhafazasına, bir kısmı hakaik-ı îmâniyenin muhafazasına, bir kısmı Kur’ân’ın muhafazasına çalıştı, ve hâkezâ, herbir taife bir hizmete girdi. Vezâif-i İslâmiyette hummâlı bir surette sa’y ettiler. Muhtelif renklerde çok çiçekler açıldı. Pek geniş olan âlem-i İslâmiyetin aktârına, o fırtına ile tohumlar atıldı, yarı yeri gülistana çevirdi. Fakat, maatteessüf, o güller ve gülistan içinde, ehl-i bid’a fırkalarının dikenleri dahi çıktı.

Güya dest-i kudret, celâlle o asrı çalkaladı, şiddetle tahrik edip çevirdi, ehl-i himmeti gayrete getirip elektriklendirdi. O hareketten gelen bir kuvve-i anilmerkeziyye ile, pek çok münevver müçtehidleri ve nuranî muhaddisleri, kudsî hafızları, asfiyaları, aktabları âlem-i İslâmın aktârına uçurdu, hicret ettirdi. Şarktan garba kadar ehl-i İslâmı heyecana getirip, Kur’ân’ın hazinelerinden istifade için gözlerini açtırdı. (Mektubat, Sayfa 101)

ali_sarikaya@yahoo.com

Bu haber 887 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

      RESMİ İLANLAR

      KÖŞE YAZARLARI

OKULLAR AÇILIYOR20Eylül2017

      HABER ARA


Gelişmiş Arama

     HAVA DURUMU