Aydın Osmaniye Gazetesi

MissSare

VAZİFESİNİ YAPIP ALLAH’IN VAZİFESİNE KARIŞMAMAK

Ali SARIKAYA

15Mart2014, 12:30

Ali SARIKAYA

Herhangi bir hizmeti ifa edenler, bu hizmet dini veya dünyevi olur, vazifelerini yapıp başkalarının vazifelerine karışmaması lazımdır. Dünyevi işlerde genel olarak yetki ve sorumluluklar bellidir. Onların dışına çıkmak pek mümkün olmaz. Yetkisine müdahale edilen insan bunu kabul etmez, itiraz eder ve hukuk kuralları dahilinde bunu düzeltir. Hukukun hakim olduğu yerde bu böyle işler. Hukuksuzluk ise konumuzun dışındadır. Asıl karmaşa, din hizmeti yapanlarda meydana gelmektedir. Bir defa dini konular çok az bilinmektedir. Az bilinmesinin farkında olan insan sayısı da azdır. Yani birçok insan bu konularda bilmediğinin farkında değildir. Dünyevi meseleler ve meslekler konusunda bilgi sahibi olan kimseler, buradaki bilgilerine dayanarak dini konularda da hüküm vermeye kalkmaktadırlar. Bu temelden yanlıştır. Bir insan iyi bir doktor, iyi bir mühendis v.s. olabilir. Bu mesleklerde ehil olması dini konularda da ehil olduğu anlamına gelmez. Dini konuların bir kısmı vicdanlara havale edilmektedir. Burada hukuki bir sınırlama olmadığı için bazen menfaatler, bazen lezzetler, çeşitli sebeplerden doğan ilişkiler ağır basıp vicdanın sesini bastırabiliyor. Mesela, samimiyet ile gösterişi hukuki bir temele oturtmak zordur. Bu durum hak kayıplarına sebep olabiliyor. Bazen de kul kendi tedbirinin sonucunu görmek istiyor. Bu tedbirim bu sonucu vermesi gerekir diye düşünüyor. Burada kendi vazifesi ile Allah’ın vazifesi arasında bir karışıklık yaşıyor. Doğru mantık nedir? Doğru mantık, kişi kendi vazifesini yapıp Allah’ın vazifesine karışmayacak. Kişi kendi üzerine düşen tedbiri alacak. Bu kişinin vazifesidir. Bu noktada elinden gelen bütün gayreti göstermesi gerekmektedir. Bunun sonucu ise Allah’a aittir. O kısım kulun sınırları dışındadır. Oraya karışmaması gerekmektedir. Yani takdir, Allah’ın vazifesidir. Kulun ona karışma hakkı yoktur. Buna güzel bir örnek: Şeytan, Hz. İsa’ya (a.s.) itiraz etmiş ve demiş, madem her şey Allah’ın takdiri ile olmaktadır diyorsun, şu yüksek yere çık ve kendini oradan at, bak nasıl öleceksin. İsa (a.s.) ona cevap vermiş ve demiş: Allah kulunu imtihan edebilir. Sen böyle yaparsan sana şöyle yaparım der. Bu onun hakkıdır. Ancak kul Allah’ı imtihan edemez. Ben böyle yaparsam bana şöyle yapabilir misin diye Yaratan’ını imtihan edemez. Bu hem bir edepsizliktir, hem de kulluğa aykırıdır. Onun Rab’lığına bir itiraz anlamına gelir. (Lem'alar, Sayfa 135) Demek ki, kula düşen kulluk sınırları içinde kalmak, Rabbini hesaba çekmek gibi bir yanlışa düşmemektir. Kulun vazifesi sebeplere yapışmaktır. Sonucu ise Allah verecektir. Şöyle vermesi gerekirdi gibi bir yanlışa düşmemesi gerekir. Mülkün sahibi odur. Mülkünde dilediği gibi tasarruf etme hakkı vardır. Kişilerin keyfi ve istekleri O’nu yönlendiremez. Allah’tan ne gelirse gönül hoşluğu içinde kabul edilmesi kula yakışan davranıştır. Bu istenilen bir şey olur veya istenmeyen bir şey olur fark etmez. Kulluk itirazı kaldırmaz. Kula düşen hakkın hatırını yüksek tutmaktır. Hoşuna gitmese bile. ali_sarikaya@yahoo.com

Bu haber 782 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

      RESMİ İLANLAR

      KÖŞE YAZARLARI

OKULLAR AÇILIYOR20Eylül2017

      HABER ARA


Gelişmiş Arama

     HAVA DURUMU