Aydın Osmaniye Gazetesi

RAMAZAN VE TERBİYE-1

Ali SARIKAYA

19Temmuz2013, 09:16

Ali SARIKAYA

Ramazanın önemli bir katkısı da ruh ve beden terbiyesi yönüdür. Günde üç defa yemek yemeye alışan vücut on iki ay boyunca bunu yapmaya devam etmektedir. Bu ise vücudu yormaktadır. Vücudun bakıma ihtiyacı olmaktadır. Sürekli çalışan bir makinanın zaman zaman bakıma ihtiyaç duyduğu gibi vücut denen şu muazzam makinanın da zaman zaman bakıma ihtiyacı olacaktır. Biriken zararlı maddelerin atılması, hücrelerde biriken yağların eritilmesi için böyle tatlı bir açlığa ihtiyacı vardır. Ramazan orucu sağlık açısından böylesine önemli bir görevi yerine getirmektedir. Ruh terbiyesi açısından oruç çok daha büyük bir öneme haizdir. Allah insan ruhuna yaratılıştan gelen bir sınır koymamıştır. Ruhun davranışlarını dini emir ve yasaklarla sınırlandırmıştır. Yaratılışta konulmayan bu sınırı insanlar bazen hoyratça kullanabilmektedir. İyilikte sınırsız davranabildiği gibi kötülükte de sınırsız zulüm yapabilmektedir. Ramazan orucu, ruhun tezhip ve temizliğinde büyük bir öneme sahiptir. Öncelikle insanın sınırsızlığı, belli kayıtlar altına alınmaktadır. Şu zamandan şu zamana kadar yemek ve içmekten uzak duracaksın denmektedir. Şu zaman dilimi içinde şu işleri yapmayacaksın diyerek onun hayatına bir sınır getirilmektedir. Çünkü sınırsızlık, sonsuzluk sadece Allah’a mahsustur. Aslına bakılırsa insan maddi ve manevi olarak birçok kayıtlarla sınırlandırılmıştır. Ağzına götürmediğini yiyemez, gücünün yetmediğini kaldıramaz, çalışma gibi dinlenmeye de ihtiyacı vardır. Ömrünün bir sınırı vardır. Böylesine kayıtlarla hayatı sınırlandırılan insan, kendini sınırsız sanmakta, sonsuza kadar yaşayacağını hayal etmekte, sevdiği bir şeyden hiç ayrılmayacağını düşünmektedir. Neye gönül verirse onunla ebedi olarak beraber olacağını düşünmektedir. Ayrılıklarla sınırlandırıldığını karşılaştığı zaman anlamaktadır. Oruç, ona sınırlandırılmanın gerçekliğini ve zevkini tattırıyor. İnsanın kötülüklere meyletmesinin önemli bir sebebi, kendinde bir güç vehmetmesidir. Buradaki vehmin büyüklüğüne göre kendine ve çevresine kötülük etmeye başlar. Tarihte kötülük yapan insanların hayatına bakıldığında, hep kendilerinde bir güç vehmetmeden doğan haksızlıklar görülecektir. Kendinde bir güç vehmeden insan, kendisine itaat edilmesini ister. Etmeyenlere de ceza verir. Firavunu, Nemrut’u, Karun’u haksızlık yapmaya iten ruh hali kendilerinde bir güç vehmetmeleri ve kendilerine itaat edilmesini istemeleridir. Ramazandaki açlık insandaki bu güç vehmini kırar. Ona acizliğini hatırlatır. Kendisinin mahluk (yaratılmış) olduğunu hatırlatır. Sende olan güç Allah’ın sana emanet olarak verdiği güçtür. Güç ve varlık esas itibariyle Allah’a aittir. Sende olan da onun sana verdiği kadarıyladır. Güç ve kudretin kaynağı sen değilsin der. Acizliğini ve bunun sonucu olarak da itaat ve ibadet etmesi gerektiğini insana hatırlatır. Allah insana bir güç vermiştir ancak onu başkalarına kötülük yapsın, haksızlık yapsın, zulmetsin diye vermemiştir. Kendine lazım olan ihtiyaçlarını karşılasın, kendine ve çevresine hizmet etsin diye vermiştir. O güç olmazsa elindekini ağzına götüremez, midesine gönderdiğini eritemez, besinlerin vücuda dağılmasını sağlayamaz. Bir ömür boyu kalbini, ciğerlerini, böbreklerini çalıştıramaz. Bunların gücü ve kontrolü kendi elinde değildir. Elindekini ağzına götüremeyen insan kendinde nasıl bir güç vehmedebilir? ali_sarikaya@yahoo.com

Bu haber 1199 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

      RESMİ İLANLAR

      KÖŞE YAZARLARI

OKULLAR AÇILIYOR20Eylül2017

      HABER ARA


Gelişmiş Arama

     HAVA DURUMU