Aydın Osmaniye Gazetesi

MissSare

DİN TEBLİĞİNİN ÜCRETİ

Ali SARIKAYA

13Nisan2013, 10:49

Ali SARIKAYA

Dinin önemli farzlarından birisi de “emr-i bilmaruf” tur. Yani iyiliği emretmektir. Hakkın tebliğinde göz önünde bulundurulması gereken bir hizmettir. Bütün peygamberler bu vazifeyi yaparak gelmişlerdir. Hakkın tebliği onlara farz olduğu gibi bütün Müslümanlara da farz bir vazifedir. Herkes bulunduğu konuma göre bu vazifeyi yapmakla yükümlüdür. Hangi konumda bulunursa bulunsun bu vazifeyi yapmakla mükelleftir. Şartların elverdiği şekilde yerine getirmek zorundadır.

         İyiliği emretmek vazifesi, toplum içindeki konumuna göre farklı yollar gerektirebilir. Bu konuda Peygamber Efendimiz (a.s.m.) üç tarzı bizlere göstermiştir. “Bir kötülük gördüğünüz zaman elinizle düzeltin; gücünüz yetmezse dilinizle, ona da gücünüz yetmezse kalben buğuz ediniz.” (Tirmizi, Fiten, 11; İbnu Mace, Fiten, 20) Birinci derecede sorumlu kişiler için öncelikli olan eliyle o kötülüğe engel olmaya çalışması beklenir. Çünkü onun şikayet hakkı olmaz. Öyleyse en güzel şekilde onu ortadan kaldırmak, kötülüğe mani olmaktır. Bunu yapması beklenir.

         Buna gücü yetmeyen, daha aşağı seviyelerdeki sorumlular için ise ikinci seçenek devreye girer. Dili ile onu engellemeye çalışır. Kötülüğü anlatır, zararlarını açıklar, terkedilmesi için elinden ve dilinden ne hizmet gelebiliyorsa onu yapar. Bir kötülüğün yaygınlaşmasına bütün gücü ile engel olmaya çalışır. Yazılı ve sözlü basın, bu noktada önemli bir hizmet aracıdır. Yetkilileri uyarma bakımından büyük bir hizmet görmektedir. Aynı zamanda yetkilileri de uyarma adına bir köşe taşı vazifesi görmektedir.

         Üçüncü hizmet basamağı ise elinden ve dilinden bir şey gelmeyen kimsenin yapması gereken iştir ki, kalben o kötülüğe taraftar olmamak ve taraftar olmadığını hissettirmektir.

         Din tebliği zor bir iştir. Bütün peygamberler, o üstün özellikleri ile, bu tebliğ işini yapıp gelmişlerdir. Zoru başarmışlardır.  "Doğru yolda olan ve sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere tâbi olun." Yâsin Sûresi:21. Ayeti, irşat edicilerin yüksek meziyetlerine ve hizmetlerini Allah için yapmalarına dikkat çekmektedir. "Benim mükâfâtımı vermek ancak Allah’a aittir." Yunus Sûresi: 72; Hûd Sûresi: 29. Diyerek sadece hizmetlerini yapmayı sürdürmüşlerdir. Hizmetlerinin karşılığı olarak dünyevi bir ücret beklememişler. Onların ücreti Allah’a aittir.

         Tebliğ vazifesinin karşılığında bir ücret istemezler. Büyük mürşitler de böyledirler. Onlar da dünyevi bir ücret talep etmezler. Tebliği Allah için yaparlar. Kullara hizmet için yaparlar. Hizmetin karşılığında maddi bir menfaat beklentileri olmaz. Olursa ihlasları kaçar ve başarıları düşer. Bu tür hizmetlerin başarısı da ihlasa bağlıdır. Hizmetteki düğümü çözecek olan ise ihlastır. Samimi bir kalb ile hizmet etmeye çalışmaktır. Başarıya ulaşmak için bütün tedbirleri almak ve neticeyi Allah’a havale etmektir. Başarıdaki güç ve kuvvet ihlasta gizlidir. Kişinin görevi sebeplere en güzel şekilde yapışmak ve başarıyı Allah’tan istemektir.

ali_sarikaya@yahoo.com

Bu haber 979 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

      RESMİ İLANLAR

      KÖŞE YAZARLARI

OKULLAR AÇILIYOR20Eylül2017

      HABER ARA


Gelişmiş Arama

     HAVA DURUMU