Aydın Osmaniye Gazetesi

ÖĞRETMEN DE UTANSIN, MÜDÜR DE; PEKİ YA BİZ!

Doç.Dr.Mehmet CİHANGİR

11Ocak2011, 18:28

Doç.Dr.Mehmet CİHANGİR

İtiraf etmeliyim böyle bir yazıyla başlamayı istemezdim… Ancak olmadı yapamadım.

Dün saat 10:00. Üniversitede bir öğretim üyesi… Bir anda çantasını kaptı ve kapıya yöneldi.

Aynı odayı paylaştığım bu arkadaşıma “bu saatte nereye?” diye takıldım. Aldığım cevapla donup kaldım. “Çocuğu okula yazdırdım da. Okuldan 750 milyon (Yeni para tarifi 750 TL)  istediler. Onu götürüyorum.”

Özel okula mı yazdırdın çocuğu diye sorduğumda acı acı güldü.

Olayın özeti şuydu: Hocamız okulun hemen yanıbaşında oturmaktaydı. Nüfus kayıt sistemi gereği çocuğunun okula kaydı otomatik olarak yapılmıştı. Çocuğun kesin kaydı için okula giden bu veliye okulda verilen cevap insanı donduracak cinstendi:

“Beyefendi 750 milyon (yeni parayla 750TL) ödeyeceksiniz.”

Velinin bu paraya aklı yatmamıştı. Hadi alışıktı belki 50-100 TL’lik kayıt ücretlerine. Ama karşısındakiler resmen maaşının yarısını istiyorlardı. Hem de ilköğretim birinci sınıfına yazdırılacak bir çocuk için. Hem de yasal hakkı olan bir okul için…

Haklı olarak itiraz etmişti. Önce okul müdürüne durumun saygısızlığını anlatmıştı. Sanki taş ile konuşmuştu. Bunun üzerine milli eğitime gitmiş aynı çaresizliği orada da görmüştü.

Aldığı cevap hepimizin bildiği türden bir saçmalıktı. “ Yasal değil kardeşim, ama fiili durum bu. Üstelik bu parayı okul yönetimi istemiyor, okul aile birliğinin işi.”

Veli yine ısrar ediyor hiç olmazsa yarısını vermeyi öneriyordu. Ama nafile.

Tam 15 gün çalmadığı kapı kalmadığını söylüyordu arkadaşım. İsyan ediyordu adeta Osmaniye’ye geldiğine geleceğine… Ta Amerika’da doktora yapmıştı bu insan. Ülkede istediği üniversitede çalışabilirdi. Ama o “sıcak kanlı insanları var” diye nitelendirdiği Osmaniye’yi tercih etmiş ve Korkut Ata Üniversitesi’ni bu yüzden seçmişti. Hem de Osmaniye’nin yerlilerinin bile gelmekten kaçındığı bu şehre gelmiş hizmet etmekteydi.

Tam da artık çalacak kapının kalmadığını düşündüğü sırada bir dostu ona fısıldamıştı.

“Mecburen kayıt yapacaklar. Bırak para vermeyi.”

İnanmıştı ona ancak içinde bir sıkıntı vardı. Her anne-baba gibi çocuğunun iyi bir eğitim almasını istiyordu. Bu kaygısı oradan kaynaklanmaktaydı.

Okul idaresine son defa durumu iletti ve hiç olmazsa birkaç yüz milyon (Yeni para birkaç yüz TL) ödemeyi teklif etti. Aldığı cevap herkesi utandıracak bir cevaptı.

“Sen bilirsin. Ama çocuğuyun hangi öğretmene düşeceği belli olmaz”

Bu cevabı bir eğitimcinin verebileceğine asla inanmak istemem.

Ama eğer vermişlerse(!)…

Bu cevabı veren okul yöneticileri utanmalıdır. Hatta yerin altına girecek kadar sıkılmalı, eğiticilik vasıflarını, özelliklerini ciddi biçimde gözden geçirmelidirler.

Veli bu cevabı milli eğitim müdürüne götürmüş ve ilgi görmemişse o müdür de konumunu gözden geçirmelidir.

Peki…

Milli eğitim müdürü ilgisiz kalmışsa ve veli bu durumu valiye kadar iletmişse buna rağmen o ilin valisi de ilgisiz kalmışsa veli ne yapmalı…

Farklı biçimde soralım: “Et kokarsa tuzlarsın, ya tuz kokmuşsa”…

İşte bu aşamada olaya farklı bir faktör katmamız gerekiyor. “Öğretmen Faktörü”..

Üzülerek belirtmek gerekiyor ki bu faktörü bir eğitimci olarak asla hazmedemiyorum. Bu faktör o okullarda eğitimciler, öğretmenler boyutudur.

Sormak isterim…

Okul idarelerinin kendilerini velilere, gerek dilleriyle, gerek lisan-ı halleriyle pazarladıklarını bilmezler mi bu öğretmenler…

Ahmet Hoca 750, Erdoğdu Hoca 750, Aysel Hoca 550 TL…

Aylin Hoca 300, Nihat Hoca 250, Mahmut Hoca 100 TL…

Peki ya Mehmet Hoca, Ömer Hoca, Tülin Hoca…

Onlar mı … Onlar beleş… İstenilen parayı vermeyen velilerin çocuklarının verildiği öğretmenler onlar…

Eskiden hastalığı biraz fazlaca olanlar soluğu Ankara’da alırlardı. Karısını Ankaraya götürüp dönen yaşlı bir amcamızın sohbetine bizzat ben de katılmıştım. Büyük şehri ilk kez gören amca hararetli biçimde Ankara’yı anlatıyordu. Bir ara öyle ileri gitti ki kendine özgü tarzıyla Ankara’da, kadınların evlenirken çok ucuza 300 bine, 200 bine gittiğini bile ifade etti. Çok sevdiği ve her zaman takıldığı, o sırada da kendisini heyecanla dinleyen Zöhre Teyze’ye dönerek de son sözünü söyledi: “Zöhre gibiler zaten beleş…”

İnanmak o kadar zor… Yazmak da.

Okul idarecileri, milli eğitimliler vs…  Onlar madem velilerin derdine derman olmuyorlar, olamıyorlar. Ben yönümü size dönerek çözümü sizde arıyorum ve sözüm sizedir.

Bu okullarda çalışan sevgili öğretmenler…  Bu haysiyetsizliği bilmiyor musunuz? Sizin sırtınızdan kazanılan bu paralara itiraz neden etmezsiniz? Biz de biliyoruz ki bu paralardan sizlere zırnık koklatılmaz. O halde bu aşağılanma, bu horlanmaya neden tepki vermezsiniz.

Sizler ki, bir ülkenin temel taşı olan gençlerimizi eğitenler, yani bir ülkeye yön verenlersiniz.

Evet… Maaşlarınız az. Yaşam şartlarınız kötü. Ama unutmayınız kimin yanına varsanız öğretmen olduğunuzu fark ettiklerinde saygı görüyorsunuz… Çektiğiniz geçim sıkıntısına karşılık toplumun verdiği itibar ödülünü hiç de azımsamayınız…

Daha farklı bir yönünüz var. Bir ülke savaşa girse en son savaşa girecek olanlar önemlerinden dolayı doktorlardır. Ancak sizler de onlardan bir önce savaşa girersiniz. Zira tüm gençlik yok olsa bile kalanları siz yeniden eğitmekle görevlisiniz.

Böyle bir misyon yüklenmiş ve görev verilmiş olan siz öğretmenlerimiz. Yapacağınız tüm yasal direnişler ve vereceğiniz tepkilerle hem kırılan onurunuzu tamir edecek, hem moralinizi daha yüksek tutacak hem de velilerin haklarını bizzat korumuş olacaksınız.

Aksi halde sade bir vatandaş olarak ben, sizlerin, güzelce bir öğretmen odası, klimalı ve güzelce bir sınıfı çok şeylere feda ettiğiniz gibi üzüntü verici bir bedelle değiştiğiniz kanaatine varacağım ki bu sizler kadar emin olunuz bizleri de yaralayacaktır.

 Son söz…

Sevgili öğretmenlerim… Kendinizi Zöhre Teyze yerine koydurmayın…

Öyle görünüyor ki tüm kapılar kapanmış artık çözüm görünmez olmuş. O halde asli fonksiyonunuzu üstlenin ve olaya bizzat siz el koyun.

Ülkemizin farklı illerinde çocuklar okutmuş ve hala okutan bir veli olarak başka illerde böyle bir taleple asla karşılaşmadığımı belirtmek durumundayım. Acaba bu durum sadece Osmaniye için mi geçerlidir. Başka bir bakış açısıyla bakanlık her ile para gönderiyor da Osmaniye’yi özellikle çekip ayırarak parasız mı bırakıyor.

Eğer böyle bir iddianız varsa, imzalı olarak bize yazın… Ciddi biçimde biz ilgilenelim.

Yoksa böyle bir şey…

Herkesin haddini bilmesi on doğru seçenek olacaktır.

Unutmayalım ki, hakkını savunamayan haysiyetini de yitirir. Hakkımızı savunamıyorsak bir zulme de razı olmaktayız demektir…

Ve yine unutmayalım ki, haksızlık karşısında susup karnından konuşmak dilsiz şeytanlıktır…

Yani zulüm bize bile yapıldığında ona rıza gösterme hakkımız yoktur…

Her zulüm gibi bu zulmün de ebediyyen sürmeyeceğine olan inancım ve temennilerimle iyi haftalar diliyorum.

Bu haber 1841 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

      RESMİ İLANLAR

      KÖŞE YAZARLARI

OKULLAR AÇILIYOR20Eylül2017

      HABER ARA


Gelişmiş Arama

     HAVA DURUMU