Aydın Osmaniye Gazetesi

MissSare

PEYGAMBERİMİZİN ÂLİ-1

Ali SARIKAYA

01Aralık2012, 22:39

Ali SARIKAYA

Âl-i Muhammed (a.s.m.), İbrahim’in (a.s.) duasıdır. İbrahim (a.s.) oğlu İsmail’i (a.s.) bugünkü Kâbe’nin olduğu yere getirmiştir. O gün henüz Kâbe yok, hiçbir insanın yaşamadığı, suyun olmadığı, bir yeşilliğin bulunmadığı çölün ortasında bir yerdir. Annesi Hacer ile birlikte oğlunu buraya bırakmış. Her çeşit haşeratın bulunabileceği, çölün ortasında susuz bir vadiye bırakılan bir eş ve evlat. İki taraf için de harika bir teslimiyet örneği. İbrahim (a.s.) elini Rabbine açmış ve şöyle dua etmişti: “Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, senin kutsal evinin (Kâbe'nin) yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için (böyle yaptım). Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir, onları ürünlerden rızıklandır, umulur ki şükrederler." ( İbrahim Suresi, 14/37)  "Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara âyetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her kötülükten arındırsın. Şüphesiz, sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin." (Bakara Suresi, 2/129) Bu duanın kabulü Peygamberimizin (a.s.m.) gönderilmesi ile tahakkuk etmiştir.

Aynı zamanda bütün ümmetinin duasına mazhardır. Onun ümmetinin tamamı, her namazda, hem peygamberimize, hem onun âline dua etmektedirler. Onların yapmış olduğu dua Allah tarafından kabul edilmiştir. İbrahim’in (a.s.) âline yapılan dua nasıl makbul olmuş ve ondan nebiler gelmişse, peygamberimizin âline yapılan dua da kabul olmuş ve onun neslinden de peygamber varisi büyük allameler ve kutuplar çıkmıştır. Peygamberimizden (a.s.m.) sonra başka peygamber gelmeyecektir. Ancak tebliğin devamı olan iyiliği emir ve kötülüğü nehiy de devam etmektedir. Bu noktada peygamber varisi büyük allameler ve kutuplar devreye girmekte ve bu çetin ve zor vazifeyi peygamberimiz (a.s.m.) adına onlar yapmaya devam etmektedirler. Hz. Hasan ve Hüseyin’in (r.anhüma) neslinden gelen mücedditler, evliya ve kutuplar bu duanın kabul olduğunun işaretleridir.

“Âl” kelimesi, yüce, âlî anlamında kullanılmaktadır. Terim olarak ise, sülale, soy, hanedan, akraba ve taallukat anlamında kullanılmıştır. Özel olarak ise Peygamber Efendimizin (a.s.m) ailesi, akrabası, yakınları olarak kullanılmaktadır. “Âl-i abâ” veya “Hamse-i âl-i abâ” şeklinde ifade edilmektedir.

Bu ifadeler de bir Hadis-i Şerife dayanmaktadır.

Hz. Aişe’den (r.ah.) rivayet edildiğine göre:

"Peygamber (a.s.m.), üzerinde siyah yünden yapılmış nakışlı bir örtüyle sabahleyin evden çıktı. O esnada Hasan (r.a.) (Torunu, Hz. Ali’nin oğlu) geldi. Hemen onu örtünün altına aldı. Sonra Hüseyin (r.a.) geldi. Onu da onunla beraber örtünün altına aldı. Sonra Fâtıma (r.ah.) geldi. Onu da örtünün altına aldı. Sonra Hz. Ali (r.a.) geldi. Onu da örtünün altına aldı. Ve sonra şöyle dedi: ’Ey Peygamber ailesi, Allah günahlarınızı giderip sizi ter temiz yapmak istiyor." (Müslim, Fadâilü’s-Sahâbe: 61, hadis no: 2424)( Ahzâb Sûresi, 33/33.)

Bu hadis-i şerif, abanın altına giren ve kendi neslini devam ettirecek olan akrabalarını kapsamaktadır. Peygamber Efendimizin bunların dışında da akrabaları vardır. Ezvac-ı tahiratı, amcaları, amca çocukları gibi akrabaları da vardır. Yukarıdaki hadiste sadece kendi zürriyetinden olan ve birinci derecede neslini devam ettiren akrabaları söz konusu edilmektedir.

Bu abanın altına giren beş kişinin özel durumları vardır. Akrabalık açısından özel durumları olduğu gibi peygamberlik açısından da özel durumları vardır.

Kızı Fatıma (r.a.) kendisinden bir parçadır. Fatıma’yı üzen her şey Peygamberimizi de üzmektedir. (Müslim, Fadâilü’s-Sahâbe: 94, hadis no: 2449)

Âl-i İmran Suresi 61. Ayet olan “Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa de ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım. Biz de siz de toplanalım. Sonra gönülden dua edelim de, Allah'ın lanetini (aramızdan) yalan söyleyenlerin üstüne atalım." Ayet nazil olduğu zaman Peygamber Efendimiz (a.s.m.) Ali'yi, Fatıme'yi ve Hasan'la Hüseyin'i çağırarak: «Allahım! Benim ailem bunlardır.» buyurdu. (Müslim, Fadâilü’s-Sahâbe: 32, hadis no: 2404) Yaratılmışların en şereflisine mensubiyet onlara çok büyük bir şeref kazandırmıştır.

ali_sarikaya@yahoo.com

Bu haber 983 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

      RESMİ İLANLAR

      KÖŞE YAZARLARI

OKULLAR AÇILIYOR20Eylül2017

      HABER ARA


Gelişmiş Arama

     HAVA DURUMU