Aydın Osmaniye Gazetesi

MissSare

RAMAZAN ORUCU NİMETLERE ŞÜKRÜ ARTIRIR

Ali SARIKAYA

17Haziran2017, 08:35

Ali SARIKAYA

            Her hizmetin bir bedeli, bir ücreti vardır. İnsan olarak işlerimizde bunu böyle uygulamaktayız. Kim bir emek harcamış, bir hizmet vermişse onun karşılığı olarak bir ücret istemektedir.

Allah yeryüzünü büyük bir sofra olarak yaratmıştır. Bin bir çeşit nimetler o sofrada misafirlerin hizmetine sunulmuş. Bu nimetlerin bir bedeli var. Bir fiyat istiyorlar. Nimet şükür istiyor. O nimeti verene karşı bir minnettarlık duyulmasını bekliyor. Padişahın mutfağından alınıp onu tablalarda dağıtan kimseye bir bahşiş verip, padişaha minnet duymamak, asıl mal sahibine teşekkür etmemek büyük bir nankörlüktür. Tablacının hizmeti mutfaktan alıp dağıtmaktır. Asıl nimet sahibi değildir. Nimetin asıl sahibi padişahtır. Tablacının yaptığı çok küçük bir hizmettir.

Bu misalde olduğu gibi, “Cenâb-ı Hak, hadsiz envâ-ı nimetini nev-i beşere zemin yüzünde neşretmiş, ona mukabil, o nimetlerin fiyatı olarak şükür istiyor.” (Mektubat, s. 388) O nimetlerden istifade ederken, bize o nimetleri vereni hatırlamak, en başta onun ismini yad etmek, yani bir besmele çekmek üzerimize lazım olan bir borçtur. Sonra o nimetler hakkında tefekkür etmek, bize ne şartlarda ulaştığını düşünmek, şayet bu nimetleri Cenab-ı Hak vermeseydi bizim bunları elde etme imkanımızın olmadığını düşünüp minnet duymak bizim kulluk borcumuzdur. O nimetlere gerektiği şekilde şükredemediğimiz halde vermeye devam etmesi ise ayrı bir şükür istemektedir. Asıl mal sahibinin Allah olduğunu hiç unutmadan o nimetlerden istifade etmenin minnettarlığı ile yaşamanın önemini bilmek ve buna uygun davranmak gerekmektedir.

İşte bütün bunlar hayatın akışı dağdağası içinde çoğu zaman ihmal ediliyor. Padişahın hediye ettiği elmayı insan yiyor, sadece elmanın tadını düşünüyor, elmayı vereni hiç hatırına getirmiyor. Oruç ibadeti, nimetin bu şükür yönünü ortaya çıkarıyor. Asıl mal sahibini hatırlatıyor. Onun izni ve rızası olmadan istifadeyi engelliyor. Asıl mal sahibini unutma diyor. Müstahak olmayanlara bu kadar teşekkür edilirken, asıl mal sahibinin unutulması büyük bir hata olur. Asıl mal sahibi tablacılardan binler defa daha fazla şükre layık ve müstahaktır. “Ona teşekkür etmek, o nimetleri doğrudan doğruya Ondan bilmek, o nimetlerin kıymetini takdir etmek ve o nimetlere kendi ihtiyacını hissetmekle olur.” (Mektubat, s. 388)

“İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, hakikî ve hâlis, azametli ve umumî bir şükrün anahtarıdır. Çünkü, sair vakitlerde mecburiyet tahtında olmayan insanların çoğu, hakikî açlık hissetmedikleri zaman, çok nimetlerin kıymetini derk edemiyor. Kuru bir parça ekmek, tok olan adamlara, hususan zengin olsa, ondaki derece-i nimet anlaşılmıyor. Halbuki, iftar vaktinde, o kuru ekmek, bir mü’minin nazarında çok kıymettar bir nimet-i İlâhiye olduğuna kuvve-i zâikası şehadet eder. Padişahtan tâ en fukaraya kadar herkes, Ramazan-ı Şerifte o nimetlerin kıymetlerini anlamakla bir şükr-ü mânevîye mazhar olur.

“Hem gündüzdeki yemekten memnûiyeti (yasaklanması) cihetiyle, "O nimetler benim mülküm değil. Ben bunların tenâvülünde (yenilmesinde) hür değilim. Demek başkasının malıdır ve in’âmıdır; Onun emrini bekliyorum" diye, nimeti nimet bilir, bir şükr-ü mânevî eder.

“İşte, bu suretle oruç çok cihetlerle hakikî vazife-i insaniye olan şükrün anahtarı hükmüne geçer. (Mektubat, s. 388)

ali_sarikaya@yahoo.com

Bu haber 211 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

      RESMİ İLANLAR

      KÖŞE YAZARLARI

OKULLAR AÇILIYOR20Eylül2017

      HABER ARA


Gelişmiş Arama

     HAVA DURUMU