Aydın Osmaniye Gazetesi

RAMAZAN ÇOĞALTMA DUYGUSUNU TERBİYE EDER

Ali SARIKAYA

02Haziran2017, 07:25

Ali SARIKAYA

          Ramazan orucunun önemli neticelerinden birisi de aşırılık duygusunu mutedil hale getirmesidir. Aşırılıkları törpülemesidir. Yaratılıştan sınır konmayan insan duyguları emirlerle, yasaklarla sınırlandırılmaktadır. Aşırılıkları törpülenip mutedil ve olması gereken sınırlara çekilmektedir.

         “Ramazan ayı ki; insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an o ayda indirildi. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.” (Bakara, 2/185) Ayette geçen doğru yoldan bir bölümü de duyguların istikametidir.

         Rab kelimesinin bir anlamı da terbiye etmektir. İnsanın duygularına yaratılıştan bir sınır konmamıştır. Bu durum aşırılıklara ve taşkınlıklara müsaittir. Onlara aşırılıklardan koruyacak olan ise dinin ölçüleridir. Sınırsız olarak yaratılan insan ruhunun dinin değişik emirleri ile sınırlandırılmasıdır. O sınırlamalardan biri de oruçtur. Kendinden güç ve kuvvet vehmeden kimseler, bunları artırmak adına, zulme ve baskıya yönelebilmektedir. “Artırma” duygusu, çoğaltma arzusu sınır tanımamaktadır. Malı, mülkü, şöhreti, enaniyeti, makam ve mevkiyi… artırma arzusu hak ve hakkaniyeti çiğnemekte, zulme varan taşkınlıklar icra etmektedir. İşte oruç bu duyguyu gemlemektedir. İftar sofrasını düşünelim. Önünde yiyecek ve içecekler. Zamanı gelmediği için yemeden beklemek. Allah’ın emri ve izni olmadığı için beklemektedir. Bu arzuların terbiye edilmesidir.

         Bu çoğaltma duygusuna Kur’an da dikkat çekmektedir. Bunun nerelere varacağı hakkında da bilgi vermektedir.

“Çoklukla övünmek sizi, kabirlere varıncaya (ölünceye) kadar oyaladı.” (Tekâsür, 102/1-2) Yani, ölüm size gelinceye kadar bu çoğaltma arzusu sizde var olacaktır. O halde onun zararlarından korunmak için terbiye etmeniz gerekecektir.

Bu âyetler şu şekilde de tercüme edilebilir: “Çoklukla övünmek sizi öyle oyaladı ki, nihayet (ölüleri bile saymak için) kabirlere gittiniz.

         Tekasür, çokluk yarışı ve çoklukla övünmek demektir. Kevser suresinden sonra Mekke’de nazil olmuştur ve 8 ayettir. Cahiliye Arapları, mal, evlât ve akrabalarının çokluğunu bir gurur ve şeref sebebi sayarlardı. Bu hususta yaşayanlarla yetinmeyip kabirlere gider, ölmüş akrabalarını bu sayıya dahil edip çoklukları ile övünürlerdi. Surede onların bu tutumu eleştirilmektedir.

Para, altın, gayri menkul, çocuk, oy, ödül, şöhret gibi nice şeyi çoğaltma yarışı içinde bulunan insanlar bu dünyaya geliş maksatlarını rahatlıkla unutabilmektedir.

Ramazan, Allah’ın Rab (=terbiye edici) sıfatına mazhar etmektedir. Buradaki terbiye, halk dilindeki “eğitmek” ve “sınırlandırmak” anlamında kullanılmıştır. Terbiyenin olduğu her yerde kurallar olacaktır. Bir kısmının yapılması, bir kısmının da terkedilmesi istenecektir. Kurallar, yapmayı veya terk etmeyi ister. Bu yapma veya terk etmenin ölçüsü ise, konulmuş olan bu kurallara uymak demektir. Rab sıfatı, besleyen, büyüten, terbiye eden demektir. Vücudumuza ve duygularımızın işleyişine belli sınırlar koymuştur. Bunların hepsi birer terbiyedir. Allah adildir, ancak dünyada mutlak adaletle hükmetmez. Mutlak adaletin bir parçası da haklıya hakkını, suçluya cezasını hemen vermektir. Allah kullarına dünyada bunu hemen uygulamıyor. Rahmetini ve merhametini öne çıkarıyor. Bir hata yapılmış ise ona bir pişmanlık hakkı veriyor. Hatasını anlar ve pişman olursa onu affedeceğini vadediyor. Ona mühlet veriyor. Mutlak adaleti burada uygulasa idi onu anında cezalandırması gerekiyordu. Mühlet vermesi ihmal etmesi anlamına gelmiyor. Kuluna verdiği bu mühlet iyi değerlendirilmezse ahirette onu hesaba çekeceğini ve yaptığı haksızlığı gidereceğini kesin bir dille vadediyor.

“Şüphesiz Kıyâmet Günü haklar sahiplerine verilecektir. Hattâ boynuzsuz koyun için, boynuzlu koyuna kısas yapılacaktır” (Riyâzu’s-Sâlihîn, 204) Allah kendisine iman ve itaat etmeyenleri anında cezalandırmıyor. Bir ömür boyu onlara zaman tanıyor. Merhametini öne çıkarıyor. "Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah (kendisine ortak koşmak hariç) bütün günahları bağışlar." (Zümer, 39/53)

Kur’an’ın semasından kullarına sesleniyor. Kendi aczini ve fakrını anlayıp Allah’ın merhametine sığınmasını istiyor. O ne merhametli bir kucaktır ki, kendini inkar edenlere bile bir ömür boyu merhamet etmeye devam ediyor. Son nefesine kadar hatasını anlayıp merhametinin kucağına sığınmasını istiyor. Uyarılar gönderiyor, uyarıcılar gönderiyor, sabırla onu bekliyor. Aczini anlayıp da onun şefkatli merhametine sığınmasını istiyor.

Allah kullarını çok seviyor. Onlara çok merhamet gösteriyor. Onları sevmese, onlara merhamet etmese, niçin onları terbiye etsin? Ömürleri boyunca onların nazını çeksin, onların hatalarını anlayıp geri dönmelerini beklesin? "Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım” derken bile ne kadar şefkatli ve merhametli bir dil kullanıyor. Her ne kadar nefislerinize zulmetseniz, aşırı gitseniz de yine benim kulumsunuz diyor. “Kullarım” ifadesi, büyük bir merhameti gösteriyor.

Onun kapısından başka gidecek kapımızın olmadığını haykırıyor, İbrahim Ethem gibi diyoruz:

“Ya Rabbi! Asi kulun sana geldi.

Günahlarını ikrar ederek sana yalvarıyor.

Eğer affedersen, bu sana yakışandır.

Eğer reddedersen, senden başka bana kim acır.”

ali_sarikaya@yahoo.com

Bu haber 249 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

      RESMİ İLANLAR

      KÖŞE YAZARLARI

OKULLAR AÇILIYOR20Eylül2017

      HABER ARA


Gelişmiş Arama

     HAVA DURUMU