Aydın Osmaniye Gazetesi

ŞEAİR-İ İSLAMİYE- 1

Ali SARIKAYA

09Kasım2016, 22:31

Ali SARIKAYA

            Kelime Anlamı:

Şeair kelimesi, "şuur" kelime kökünden türeyen "şaîre"nin veya "şiâr"ın çoğuludur. Alâmet, nişane, iz ve belirti manalarına gelir. İslam’a ait âdetler, işaretler, kaideler anlamında kullanılmaktadır. Kendini karşıdakine tanıtma=parola anlamında da kullanılmaktadır.

Aynı zamanda bir inancı, bir düşünce biçimini, bir fiil veya bir sistemi sembolize eden nesne, amblem veya onun temsilcisi konumundaki simgelere de şiâr denilmektedir. Mesela resmî bayraklar, polis veya asker üniformaları vs. hükümetlerin şeairindendir.

Terim Anlamı:

Bir dini terim olarak ise, görüldüğü veya düşünüldüğü zaman Allah’ı hatırlatan, ona saygı göstermeye ve kulluk vazifelerini onlar vesilesiyle yapmaya davet edildiğimiz şeylere "şeair" denir. Bunlar dinin mukaddes saydığı ve uyulması istenilen şeyler, dinî emirler, nişanlar ve remizlerdir. İslam dininin varlığını hissettirdiği nişan ve alametlerdir. İslam’ın şartlarından namaz, oruç, zekât, hac, Cuma namazı, bunların toplu olarak yapılması ve yapıldığı mekânlar, camiler, cemaatle namaz kılınması, ezan, kamet gibi hususlar İslam’ın şeairindendir.

Neden Önemlidir?

Dinin meselelerinin bir kısmı Kişinin kendini ve şahsi olarak yaptıklarını ilgilendirir. Bunlara “hukuk-u şahsiye” şahsi hukuk denilir.

Diğer bir kısmı da umumi hukuktur. Umuma umumiyet itibariyle taalluk eder. Şeairin umumi hukuk olması, toplumun tamamını ilgilendirmesi cihetiyle önem arz etmektedir. Mükâfatı da sorumluluğu da geneli ilgilendirmektedir. Bir başka veçhesi de tebliğ olmasıdır. Bu yönüyle de geneli ilgilendirmektedir. Dinin umumiyet itibariyle yaşanmasına hizmet ettiği için, yaşanan şeyin korunması gerekmektedir ve şeair, dinin korunması manasını içinde barındırmaktadır. Bu ise dinin korunmasını istediği beş temel esastan birisidir.

“Nasıl "hukuk-u şahsiye" ve bir nevi hukukullah sayılan "hukuk-u umumiye" namıyla iki nevi hukuk var. Öyle de, mesâil-i şer’iyede bir kısım mesâil, eşhâsa taallûk eder; bir kısım umuma, umumiyet itibarıyla taallûk eder ki, onlara "şeâir-i İslâmiye" tabir edilir. Bu şeâirin umuma taallûku cihetiyle, umum onda hissedardır. Umumun rızası olmazsa, onlara ilişmek, umumun hukukuna tecavüzdür.” (Mektubat, Sayfa 385)

Şeairin fert hayatından daha ziyade topluma ve toplum hayatına bakan bir yönü vardır. Toplumun geneline bakar ve toplumun tamamını kapsar. Şahıs olarak her fert ona bağlı kalmak durumunda olduğu gibi toplumun bütün fertlerinin de toplu olarak bağlı kalma mecburiyeti vardır.

Umuma taallukunun olmasından şu geniş manayı da anlamak gerekmektedir. Şeair, Müslüman toplumunun şu anda yaşayanlarının tamamını ilgilendirdiği gibi, geçmiş ve gelecekteki Müslümanları da içine alması dolayısı ile Asr-ı Saadetten kıyamete kadar gelecek olan bütün Müslümanların hukuku söz konusudur. 1400 yılı aşkın bir süreden beri gelen uygulamalar bir fikir birliğini göstermekte, ulemanın ittifakını ifade etmektedir.

“O şeâirin en cüz’îsi (sünnet kabilinden bir meselesi) en büyük bir mesele hükmünde nazar-ı ehemmiyettedir. Doğrudan doğruya umum Âlem-i İslâma taallûk ettiği gibi, Asr-ı Saadetten şimdiye kadar bütün eâzım-ı İslâmın (İslam büyüklerinin) bağlandığı o nuranî zincirleri koparmaya, tahrip ve tahrif etmeye çalışanlar ve yardım edenler, düşünsünler ki, ne kadar dehşetli bir hataya düşüyorlar. Ve zerre miktar şuurları varsa titresinler!” (Mektubat, Sayfa 385)

Şeairden bir meseleye ilişmek, tahrif etmeye çalışmak Müslümanım diyen herkesin hukukunu çiğnemek anlamına gelmektedir. Öyleyse bir şeairin terki bir hata olarak görülemez, İslam toplumunun bütün fertlerine karşı işlenmiş bir hata olur. Bütün toplumun hakkı çiğnenmiş olur.

 “Şeâir, adeta hukuk-u umumiye nev’inden, cemiyete ait bir ubudiyettir.” (Lem'alar, Sayfa 58) Bunları, toplumun her ferdinden teker teker yapması istendiği gibi toplum olarak da yapması istenmektedir. Beş vakit namaz, oruç, Cuma namazı gibi yerine getirme şartlarını taşıyan herkese teker teker farz olduğu gibi bunları toplu olarak da yerine getirme zarureti vardır. Bunlara “muhkemat” denir hiçbir şekilde değiştirilemez.

Peygamber Efendimizin (a.s.m.) sünnet olarak yapmamızı istediği nafile ibadetlerin değiştirilmeye kalkılması bid’attır.” (Lem'alar, Sayfa 58)

Devam edeceğiz…

ali_sarikaya@yahoo.com

Bu haber 300 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

      RESMİ İLANLAR

      KÖŞE YAZARLARI

OKULLAR AÇILIYOR20Eylül2017

      HABER ARA


Gelişmiş Arama

     HAVA DURUMU