Aydın Osmaniye Gazetesi

MissSare

ŞEYTANLAR SİZİ ALLAH İLE ALDATMASIN

Ali SARIKAYA

30Ekim2016, 22:09

Ali SARIKAYA

         Allah Kur’an-ı Kerimde mü’minleri uyarıyor. Aynı zamanda eğitiyor. Hayatın çalkantıları içinde boğulup hataya düşmesinler, yanlış yapmasınlar, zarar görmesinler istiyor. Kullarını o kadar çok seviyor ki onların zarar görmelerini istemiyor. Ne dünya hayatı bakımından ne de ahiret hayatı bakımından zarar görmesinler istiyor. Kullarına şöyle sesleniyor: “Ey insanlar! Allah'ın vaadi gerçektir; sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O çok aldatıcı olan Şeytan da sizi Allah ile aldatmasın.” (Fâtır Suresi 35/5)

         Ayet, iki konuya dikkat çekiyor. Dünya hayatı sizi aldatmasın. Aldatıcılar sizi Allah ile aldatmasın. Bunları biraz açalım.

         Dünya hayatı; ahireti, hesabı, ceza ve mükafatı unutturmasın. Hayatın cazibesine kapılıp da ahiret seferinde zarar görecek hale düşmesin. Dünya çok cazibelidir. Oyun ve eğlencesi boldur. Asıl hedefi, yani Allah’ın rızası ve ahiret mutluluğuna götürecek vesileleri yerine getirme hedefini kaybedenler büyük bir oyunun içine düşmüş olacaklardır. Dünyanın, Allah’ın Esma-i Hüsnasına ayna olan veçhi ve ahiretin tarlası olan yüzleri çok güzeldir. Bunlar sevilir. Gayretle elde edilmeye çalışılır. İnsanın heva ve hevesine bakan kısmı ise insanı asıl hedefinden uzaklaştırır. Bu üçüncü bölümde gayr-ı meşru lezzetler, haram davranışlar… vardır. Bu bölümün cazibesine kapılanlar Niyazi Mısri’nin şu tarifine muhatap olacaklardır.

         “Günde bir taşı bina-yı ömrümün düştü yere

         Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber.

         Ağlayıp nalân edip düştüm yola tenha garip,

         Dide giryan, sine biryan, akıl hayran bihaber.”

         Dünya geçicidir. Ölümlüdür. Kafile kafile insanlar gelip gitmektedir. Nefs-i emmarenin peşine takılanlar kaybedeceklerdir. Acımasız ve hilekardır. “Bir lezzet verse, bin elem takar, çektirir. Bir üzüm yedirse, yüz tokat vurur.” (Mesnevi-i Nuriye, Sayfa 142)

         Müslümanların aldandığı, ayetin dikkat çektiği ikinci konu ise, aldatıcıların insanları Allah ile aldatmalarıdır. Bu çok dikkat çekici bir uyarıdır. Başta Şeytan ve insanlardan ve cinlerden onların yardımcıları, gayet sinsi bir şekilde bu kapıdan girip aldatmaktadırlar. “Ey Âdem oğulları! Şeytan, ana-babanızı, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları, inanmayanların dostları kıldık.” (A’râf Suresi 7/27)

         Bir kişi, din kardeşini Allah ile nasıl aldatır?

         Aynı inancı paylaşanlar birbirlerine daha çok güvenirler. Bu güven duygusu bazen eksik iş ve işlem yapmaya sebep olur. Kötü niyetli kimseler bunu suiistimal ederler ve buradan karşıdaki insan zarar görüp aldanır. Allah Kur’an’da borçların senetleşerek yazılmasını istiyor. Günümüzde insanların çoğu, ‘Bana güvenmiyor musun’ gibi sözlerle senetleşmekten veya yazıya dökmekten kaçınıyor. Zaman ilerledikçe şartlar değişiyor veya insanlar niyetlerini bozuyorlar ve bu güven duygusu zarara yol açıyor. Ödenmeyen borçlar bazen kötü sonuçlara kadar gidebiliyor.

         Veya karşıdaki insan çok tatlı dilli, çok cerbezeli biridir. Güzel konuşması ile ikna ediyor. İş icraat safhasına gelince o tatlı dilden eser kalmıyor. Çünkü dili ile niyeti birbirinden farklı. Buradan da karşılıklı zarar görme başlıyor. Bunlar toplumun içinde hep vardır. Tatlı dilleri ve dış görüntüleri güven verse de icraatları güven vermez. “İnkâr edenler müstesna, hiç kimse Allah'ın âyetleri hakkında tartışmaz. Onların şehirlerde (rahatlıkla) gezip dolaşması seni aldatmasın.” (Mü’min Suresi 40/4)

         Bu gibi konularda Peygamber Efendimizin (a.s.m.) şu gelecek ölçüleri ne kadar büyük bir yol gösterici olarak gözüküyor. Hele de inancı ile menfaati çatıştığında menfaatini tercih edenlerin çok olduğu bir toplumda, çok daha fazla önem taşımaktadır.

“Kişinin namazına, orucuna bakmayın; konuştuğunda, doğru konuşup konuşmadığına, kendisine emniyet edildiğinde, güvenilirliğini ortaya koyup koymadığına; dünya kendisine güldüğünde, takvayı elden bırakıp bırakmadığına (menfaat anındaki tavrına) bakıp öyle değerlendirin.” (Kenzul-Ummal, h. No: 8435)

“Kişinin namazı, orucu sizi aldatmasın. Dileyen oruç tutar, dileyen namaz kılar. Fakat güvenilir olmayanın dini de olmaz.” (Kenzul-Ummal, h. No: 8436)

Bu iki rivayet de Hz. Ömer'den Mevkuf olarak (Hz. Ömer'in sözü olarak) nakledilmiştir.

Haraitî’de Hz. Ömer'den mevkuf olarak naklettiği rivayette, biraz daha kısa olarak şunlara yer verilmiştir:

“Kişinin namazına, orucuna bakmayın; konuştuğunda, doğru konuşup konuşmadığına, kendisine emniyet edildiğinde, güvenilirliğini ortaya koyup koymadığına bakın...” (Haraitiî, Mekarimu'l-ahlak, 1/185)

Yani kişinin sözüne bakıp, güvenip de işlerinizi eksik yapmayın diyor. Yanlış yaparak zarara uğramayın, ne dünyaya ait işiniz aksasın ne de ahirete ait işiniz. Allah’ın emirlerine uyulmayan her yerde mutlaka zarar olacaktır. Önce deveyi sağlam kazığa bağlayıp ondan sonra güvenmek ve itimat etmek gerektir. Yoksa tatlı dilin altında bazen yılan zehri yatmaktadır.

“Mümin iki defa aynı delikten ısırılmaz.” (Buharî, Edeb, 83)

ali_sarikaya@yahoo.com

Bu haber 384 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

      RESMİ İLANLAR

      KÖŞE YAZARLARI

OKULLAR AÇILIYOR20Eylül2017

      HABER ARA


Gelişmiş Arama

     HAVA DURUMU