Aydın Osmaniye Gazetesi

İMAN AMEL İLİŞKİSİ NEDİR?

Ali SARIKAYA

25Şubat2016, 08:06

Ali SARIKAYA

Peygamber Efendimizin (a.s.m.) tebliğ ettiği şeyleri dil ile söyleyip kalp ile tasdik eden kimse imanı elde etmiştir. İmanı elde etmek, sonsuza kadar onun sağlam kalacağı anlamına gelmez. Onu koruyabilmek için ibadete ihtiyaç vardır. İbadetler itikat ve ibadet esaslarını koruyan birer kalkandır. İmanın tezahürü ibadetlerdir. Kap, içindekini sızdıracaktır.

İbadetler, iyi bir inancın göstergesidir. İbadet yoksa zaman içinde inanç da zayıflar ve yok olur. Bir insan nasıl inanıyorsa öyle yaşamalıdır. Günahlar ve haramlar, insanın maddi ve manevi hayatını karartır. Gençlik çağındakiler için bu çok daha tehlikeli hale gelmiştir. Gençlik, taşkınlıklarla bazen hapishanelere, bazen de mezaristana gitmektedirler. Gençliğin suiistimali ile hastanelere düşmektedirler. Allah’ın sevdiği genç, gönlü mescitlere bağlı olan, yani ibadetlerini düzenli yapan gençtir. Şu ayet ibadetin insan üzerindeki etkisini ne güzel ifade etmektedir. “(Resulüm!) Sana vahyedilen Kitab'ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut Suresi 29/45)

Tasdik ve inkâr bakımından insanlar kaça ayrılır?

İnanıp inanmama bakımından insanlar üç gruba ayrılırlar.

a.       Mü’min: İslam dininin, inanılmasını istediği şeylere kesin ve tereddütsüz inanıp, kabul edip bunu ikrar ve ifade eden kimseye denir.

b.      Kafir: İslam dininin inanılmasını istediği şeylerin herhangi birisini veya tamamını inkar edip reddeden kimseye denir.

c.       Münafık: Sözleri ile inandığını ifade ettiği halde kalben inkar eden, kabul etmeyen kimseye denmektedir. Dışı başka, içi başka olan kimsedir.

Gâlû belâ nedir?

 

Cenabı Hak, Âdem’i (a.s.) yaratmadan önce bütün zürriyetinin ruhlarını yarattı. Sonra onları ilk ataları olan Âdem’in (a.s.) vücuduna zerreler halinde yerleştirdi. Kıyamete kadar gelecek olan neslini bu şekilde zerreler halinde yerleştirdi. Sonra o zerrelerin tamamına hitap ederek ‘ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ dedi. Onlarda ‘evet, sen bizim Rabbimizsin’ dediler. Kur’an bu hadiseyi şu şekilde anlatmaktadır. “Hani Rabbin, Âdemoğullarının bellerinden soylarını çıkarmış ve onları kendilerine karşı şahit tutmuştu. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sorunca, onlar “Evet, Rabbimizsin, buna şahitlik ederiz” dediler. O sizi böylece şahit tuttu ki, kıyamet gününde “Biz bundan habersizdik” demeyesiniz.” (A’râf 7/172) işte burada geçen “gâlû bel┠(=evet sen bizim Rabbimizsin) anlamına gelen bu ifadeden dolayı bu hadisenin geçtiği zamana bu isim verilmektedir. Onun iç in ne zamandan beri Müslümansın denildiğinde “gâlû belâ”dan beri Müslümanım denilmektedir.

“gâlû bel┠itaattir, teslimiyettir. Kâinatın yegâne hâkiminin, sahibinin, yaratıcısının Allah olduğunu kabul ve ilan etmektir. Ezelde Allah ile yapılan bir sözleşmedir. Dünyaya geldikten sonra bu sözleşmesine sadık kalanlara mü’min denilmektedir.

ali_sarikaya@yahoo.com


Bu haber 419 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

      RESMİ İLANLAR

      KÖŞE YAZARLARI

OKULLAR AÇILIYOR20Eylül2017

      HABER ARA


Gelişmiş Arama

     HAVA DURUMU