Aydın Osmaniye Gazetesi

HASTALIKLARIN BİR DE HİKMET CİHETİ VAR

Ali SARIKAYA

14Ocak2016, 23:07

Ali SARIKAYA

            Kış mevsiminin gelmesi ve gribe yakalanmam dolayısı ile kendi nefsime bir derstir.

İnsanlığın neredeyse onda birini hastalar ve musibet zedeler teşkil etmektedir. Özellikle kış aylarının geldiği şu zamanlarda hastalıklar daha da çok artmaktadır. Böyle bir sıkıntıya maruz kalan kimseler nasıl davranmalı, nasıl şükretmeli? Kulun Rabbine karşı itiraz hakkı olmadığına göre kulluğun edebine uygun olan davranış nasıl olmalı?

         Allah Kur’an’da "Beni yediren ve içiren Odur. Hastalandığımda bana şifa veren de Odur." (Şuarâ Sûresi, 26/79-80) buyuruyor. Sağlıklı halimiz ne kadar güzel, mutluluk verici ise hastalıklar ve sıkıntılar da hayatın gerçekleridir. Hayatın mahiyetini anlayanlar için sağlık da hastalık da hoştur. Kimse hasta olmayı istemez ancak başına geldiğinde nasıl davranması gerektiğini bilmezse Rabbine karşı itaatsizliğe kayma ihtimali vardır.

         Hastalıklar her zaman musibet ve felaket anlamına gelmez. Hayatın içinde onun da bir vazifesi var. Eğer hayat bir imtihan vesilesi ise, varlık da yokluk da, sağlık da hastalık da o imtihanın bir parçasıdır. Dikkat edelim, en basit bir hastalık, mesela grip gibi bir hastalığa yakalananlar sağlıklı insanlara göre kendini Rabbine daha yakın hissederler. Ona karşı vazifelerini hatırlarlar. O zaman, bu hastalık hali, kulluk açısından bakıldığında, sağlık demektir.

         “Ey biçare hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil, belki bir nevi dermandır. Çünkü ömür bir sermayedir, gidiyor. Meyvesi bulunmazsa zayi olur. Hem rahat ve gafletle olsa, pek çabuk gidiyor. Hastalık, senin o sermayeni büyük kârlarla meyvedar ediyor. Hem ömrün çabuk geçmesine meydan vermiyor, tutuyor, uzun ediyor, tâ meyveleri verdikten sonra bırakıp gitsin. İşte, ömrün hastalıkla uzun olmasına işareten bu darbımesel dillerde destandır ki, "Musibet zamanı çok uzundur; safâ zamanı pek kısa oluyor."

“Ey sabırsız hasta! Sabret, belki şükret. Senin bu hastalığın, ömür dakikalarını birer saat ibadet hükmüne getirebilir. Çünkü ibadet iki kısımdır. Biri müsbet ibadettir ki, namaz, niyaz gibi malûm ibadetlerdir. Diğeri menfi ibadetlerdir ki, hastalıklar, musibetler vasıtasıyla musibet zede aczini, zaafını hisseder, Hâlık-ı Rahîmine iltica eder, yalvarır. Hâlis, riyâsız, mânevî bir ibadete mazhar olur. (Lem'alar, Sayfa 207)

Hastalıkla geçen ömür dakikaları aslında ibadet dakikaları haline döner. Ancak bunun şartı, Allah’tan şikâyet etmemek, onu kullarına şikâyet eder tarzda itiraz etmemektir. Bu hastalıklar niçin benim başıma geliyor, benden başka hastalık verecek kimse kalmadı mı diye itiraz sesleri yükseltmemek kaydıyla bu hastalıklar çok bereketli meyveler vermektedir. Bunlara dair sahih rivayetler vardır. Bu durumda nasıl davranılması gerektiğini şu ayet bizlere ders veriyor. Bu işin edebini öğretiyor. "O kimseler ki, başlarına bir musibet geldiğinde ’Biz Allah’ın kullarıyız; dönüşümüz de ancak Onadır’ derler." (Bakara Sûresi, 2/156)

Herhangi bir işte, günde yüz lira ücret karşılığı çalışan insana, bugün şu sıkıntılı işi yap sana bin lira ücret vereceğim diyen işverene karşı itirazı olur mu? Nasıl olsa çalışıyor. Biraz zahmet ve meşakkatin sonucu ücreti on kat artıyorsa buna itiraz eder mi? “Senin bir dakika ömrünü bin dakika hükmüne getirip, sana uzun ömrü kazandıran hastalıktan teşekkî değil, teşekkür et.” (Lem'alar, Sayfa 207)

ali_sarikaya@yahoo.com

Bu haber 470 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

      RESMİ İLANLAR

      KÖŞE YAZARLARI

OKULLAR AÇILIYOR20Eylül2017

      HABER ARA


Gelişmiş Arama

     HAVA DURUMU