Aydın Osmaniye Gazetesi

ŞEREF OĞUZ'A İTHAFEN...

Doç.Dr.Mehmet CİHANGİR

03Haziran2011, 19:42

Doç.Dr.Mehmet CİHANGİR

ŞEREF OĞUZ’A İTHAFEN… KORKUT ATA HALKTAN KOPUK MU?

Şeref Oğuz’un “Şantiyeler Kenti” diye bir yazısı yayınlandı önceki gün…

Yazarı olduğu Sabah Gazetesinde.

Yazının başlığından ne yazdığı aşikar.

Osmaniye’nin teşvikler sayesinde büyük bir şantiye görünümünde olduğunu yazıyor ve İlin henüz kasaba havasında olduğunu ancak 10 yıl içerisinde özellikle demir çelik sektörü sayesinde ciddi bir kalkınma gösterebileceğini öngörüyor.

Buraya kadar tespitleri eksiklikleri de olsa doğru.

Ancak yazısının bitiminde Osmaniye’nin önündeki en büyük iki engelden birinin “üniversitenin halktan kopuk olması” şeklinde bir tespiti var ki…

Kocaman bir ayıp, kocaman bir yanlış…

Bu ayıbın tamamının Şeref Oğuz adlı yazara ait olmadığını düşündüğümü ifade edelim hemen.

Her ne kadar yazdığı yazısı sonrası, tekzip için kendini arayan üniversite yetkililerine “gözlemlerim o yönde oldu” şeklinde cevap vererek “gözlem kaynaklarını” deşifre etmemiş olsa da!

Peki ayıbın hissedarları kim.

Yazısında görüştüğü insanlardan bazılarının adları da verilmiş.

Ancak adı verilen insanların Osmaniye’ye ve üniversiteye olan içten ilgilerini bildiğimizden yazarı onların yönlendirdiğine inanmıyorum.

Ancak Şeref Oğuz bu yöreden değil…

Kendisi Trabzonlu.

Osmaniye’yi ne kadar bilebilir.

Değilse halka üniversitenin kopuk olduğu görüşünü bu kadar net biçimde nasıl vurgulayabiliyor?

O zaman insanın aklına hemen bir soru geliyor.

Bu tespitleri ona kim ya da kimler yazdırıyor?

Cevabı da açık: Ya üniversiteyi rant alanı olarak gören, ancak üniversiteden böyle destek görmeyen biri, birileri ya da gruplar.

Ya da…

Osmaniye’yi ve Üniversitesini gerçekten seven ancak sevgisini ifade ederken de yaptığı hatanın farkında olmayan, üniversitede iki yıl içinde ortaya konan gelişmeleri göremeyen ya da farkında olmayan iyi niyetli saf insanlarımız.

Her iki durumda da ciddi yanlışlıklar var ortada.

Birinci grupta çok sayıda insan ya da grup bulunması akla daha yatkın gelmekte.

Neden derseniz?

Üniversite yetkililerine uğrayıp “eleman alırken bizim de görüşümüzü alsanız” diyecek kadar ileri gidenleri işittik bu şehirde.

Yapılan hizmet alımlarında ihale sisteminin zorunluluğunu gözardı ederek hizmetin doğrudan kendilerinden alınmasını isteyen insanları da duyduk Osmaniye’de.

Ya da üniversite hakkındaki gelişmeleri bile haber yaparken “bize de iş vereceksiniz” diyen medya mensuplarının olduğu konuşuldu bu şehirde.

Mal veya hizmet alımı için teklif mektubu isteyen görevlilere “bizden alırsanız veririz” diyebilen iş adamlarını duyduk çevremizde.

Üzücü ama bunlar gerçek…

Açıkçası bunlar için sözlenecek söz çok ama ne yazarsanız yazın onları ön yargılarından vazgeçiremeyeceği için kendimi hiç yormayacağım.

Sözlerimiz ikinci gruptaki iyi niyetli insanlar için olacak.

Yaklaşık 3 yıldır yazdığım gazete yazılarımı takip edenler bilirler ki konu Osmaniye olduğunda üzerine titrerim.

Şehrin yararı için gerekirse tüm partileri, tüm sivil toplum kuruluşlarını, tüm grupları karşıma almakta hiç sakınca görmem.

Bu duruşu şunun için yazıyorum.

Bu şehir yakın dönemde iki defa bayram yaptı.

Birincisi il olduğunda.

Diğeri üniversitemiz kurulduğunda.

İl olmakla ne kadar sevinmişsek, üniversitemiz kurulduğunda da o ölçüde sevindik.

Zira zaten çok da zengin olmayan şehir halkımız, köylümüz, çocukları üniversite kazandığı zaman hem sevinir hem de derin derin üzüntüler yaşardı.

Üzülürdü çünkü bir çocuğu şehir dışında okutmanın yükünü kaldırmanın zorluğunu düşünerek.

Üzülürdü…

Çünkü Ankara, İstanbul, İzmir, Eskişehir, Konya, Kayseri, Bursa, Trabzon ve Erzurum dışında üniversite yoktu ülkede.

Oralarda çocuk okutmak ise masraflıydı.

Ya da duygusal ise psikolojik sorunlar yaşıyordu çocuklar.

Keşke derdi babalar anneler “bizim de bir üniversitemiz olsaydı”

Bu satırların yazarı da öyle bir babaya sahip.

Bugün bindelik dilimlerle bir kaç üniversite sırası atlanırken, bu satırların yazarının girdiği bölüm 340 puanla öğrenci almıştı. Yazarın puanı ise 401 puandı.

Ancak bahsettiğim nedenlerle İstanbul ve Ankara’ya gönderilmemiş, yaşadığı muhit olan Adana’da okumak zorunda bırakılmıştı.

Bu yazar gibi niceleri var daha.

Gün geldi nasip oldu şehrimize.

Yıl 2007.

Korkut Ata Üniversitesi adıyla bir üniversitemiz oldu.

Bir yıl sonra ise kurucu rektör olarak mevcut rektör atandı bu üniversiteye.

Bugünkü Fakıuşağı’nda o zaman Meslek Yüksek Okulu vardı.

Kampüs olarak orası seçilmişti.

“Bir çanta ile geldim. Oturacak yer olarak yüksek okul müdürü bana bir yer gösterdi. İki de yardımcım vardı. Onların ise yeri bile yoktu. Uzun süre bir salonda çalıştılar. Gelen gidenden mesai günleri bir şey yapamadık bir süre. Yardımcılarımla hafta sonları bir araya gelerek bugünkü kampüsün ve üniversitenin 20 yıllık gelecek projeksiyonunu hazırladık. Sonrasında YÖK bizim projemizi yeni açılan tüm üniversitelere örnek proje olarak önerdi.”

Bu sözler bugünkü rektöre ait.

Üniversite yönetiminin kendisini ifade edecek güç ve yeteneği elbette vardır.

Onların sözcüsü olmak niyetinde asla değilim.

Hala üniversitede çalıştığımdan bildiğim çok şeyi de yazamamak gibi kısıtlarım var.

Ancak sevgili okurlar.

Osmaniye ile Üniversiteyi asla birbirinden ayıramam.

Osmaniye varsa üniversite de olmalıdır.

Birlikte daha güçlü olunacaktır.

Üniversite ile şehir arasında sorun varmış gibi gösterilmesi bu şehre yapılacak en büyük kötülüktür.

Ulusal medyaya bu şekilde haber yaptıranlar büyük ayıp etmişlerdir.

Üniversite yönetimi ve doğal olarak buradaki tüm görevliler zan altında bırakılmıştır.

Henüz 2 yıl içinde yapılan devasa işleri görmezden gelmişlerdir.

Örneğin…

Yakın zamanda sayın başbakanın açılışını yaptığı inanılmaz güzellik ve büyüklükteki Fakülteler Binasını görmezden gelmişlerdir.

Tüm halkımızı sadece bu binayı görmeleri için bile üniversiteye davet ediyorum.

Asla pişman olmayacak, Osmaniye’nin böyle bir eğitim yuvası olduğu için gurur duyacaksınız.

Açılan kapalı spor salonunu görünce bu kadar kısa zamanda bu binanın nasıl yapıldığına şaşıracaksınız.

Devasa laboratuar binası ve yine devasa yemekhane ve öğrenci kafeteryası inşaatının bu kadar hızla nasıl ilerlediğine hayret edeceksiniz.

Türkiye’nin en büyük Mühendislik Fakültesi binasının temelinin atıldığını görünce, bu bina için nasıl ödenek bulunduğunun hikayesini dinleyecek oradan göğsünüzü gererek ayrılacaksınız.

Üniversite kampüsünde inşaat yapılacak yer kalmadığını görecek, devletin kamulaştırma yoluyla üniversitemize sağladığı arazilerin, hala halk tarafından zeytin tarlası olarak kullanıldığını görünce yerel idareciler ve şehir önde gelenlerinin üniversitenin bu sorununa ilgisizliğine öfkeleneceksiniz.

Akademik personel sayısının yüzlü rakamlara ulaştığını görünce hayretiniz bir kat daha artacak ancak Osmaniye yerlisi akademisyenlerin bu şehre pek de rağbet etmediklerini işitince kendi öz eleştirinizi yapacaksınız.

Üniversite toplamında  4.500 öğrencinin olduğunu göreceksiniz. Doğal olarak bunların büyük kısmının ön lisans öğrencisi olduğunu, kalanların ise 2 yıl içinde açılan fakültelerde okuyan 4 yıllık öğrenciler olduğunu öğreneceksiniz.

Yaşları birazcık daha büyük olan 50 civarında öğrenci daha göreceksiniz bu kampüste.

Merakla soracaksınız bunların kim olduğunu.

Aldığınız cevapla adeta şok olacaksınız.

Zira onların yüksek lisans öğrencileri olduğunu söyleyecekler.

Sosyal Bilimler Enstitüsünden, Fen Bilimleri Enstitüsünden bahsedecekler size.

Nasıl olur diyeceksiniz. 10- 15 yıllık üniversitelerin birçoğu hala yüksek lisans programını başlatamamışken iki yıl içinde burada nasıl olmuş bunlar diyeceksiniz.

Temel amacı halkın formal olmayan eğitimlerinin sağlanması olan Sürekli Eğitim Merkezi’nin yasal olarak kurulduğundan ve fakültelerden bahsedecekler size.

Hala Gıda ve Enerji Sistemleri Bölümlerinde öğrencileri olan, bu yıl İnşaat Mühendisliği, Makine Mühendisliği, Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümlerine öğrenci alımına başlayacak olan mühendislik fakültesinden…

İşletme bölümü üçüncü sınıfına geçen öğrencileri bulunan, Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümüne bu yıl öğrenci alacak olan, Kamu Yönetimi, Uluslararası İlişkiler, Maliye, İktisat gibi bölümleri olan ve yakın gelecekte devasa bir birime dönüşecek olan İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinden…

Kimya, Biyoloji ve Fizik Bölümlerinde öğrencileri olan, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne bu yıl öğrenci alacak olan, çok sayıda başka bölümleri de olan Fen Edebiyat Fakültesinden…

Ve bu fakültelerin hocaları tarafından, ya da doğrudan rektörlük tarafından yapılan faaliyetlerden bahsedecekler size.

Örneğin öğrenciler tarafından kurulmuş olan 28 öğrenci kulübünden ve bunların halkımız için yaptıklarından… Sözgelimi engelli vatandaşlar için, huzurevi sakinleri için, yoksul öğrenciler için ve diğerleri için yaptıklarından.

Halkımızla bütünleşebilmek için üniversite yönetimince yapılan halk yürüyüşlerinden ve diğer aktivitelerden.

Osmaniye’de kurulu iş adamları dernek ve vakıflarına, hiçbir yarar gözetmeksizin hocalar tarafından verilen seminer, konferans, sunum vs. tarzdaki desteklerden.

Şehrimiz için üniversite camiasınca hazırlanan çok sayıda projeden. Bunların hala yürütülmekte olduğundan.

Çalışan personelin mesai bitimi anlayışı olmaksızın iş bitinceye kadar çalışabildiğinden.

Şehrimizde yapılan her faaliyete bir şekilde üniversitenin destek verdiğinden…

Ve son bir şey…

Üniversiteler adı üzerinde üniversal kurumlardır. Siyasi bir kurum değildir ve olmamalıdır.

Ve keza bir üniversitede her görüşten insanlar bulunmalıdır.

Bulunmalıdır ki, üniversite küçük kalmasın büyüsün.

Korkut Ata’nın bu yönüyle de sınıfı geçtiğine inananlardanım.

Aksi olsaydı…

Hemen yanıbaşımızda kurulmasına izin verilen ve Türkiye’nin en büyük üniversitelerinden biri olacağına kesin gözle bakılan Bilim ve Teknolojisi Üniversitesi’nin bize yapacağı olumsuz etkiyi nasıl azaltabilecektik.

Unutulmamalı ki; Çukurova Üniversitesi geniş ve köklü kadro yapısı sayesinde bölgedeki tüm üniversitelere büyük destekler sağlamıştır. Nevşehir, Niğde, Aksaray, Karaman, Hatay Mustafa Kemal ve de Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitelerinin kadroları büyük ölçüde bu üniversite tarafından yetiştirilen kişilerden meydana gelmiştir.

Aynı destek daha büyük ölçüde üniversitemiz için de sağlanmıştır.

Ancak artık orada da kadrolar tükenmeye yüz tutmuş kendi yağları kendilerine yeter duruma gelmişlerdir.

Çok gecikmiş bir karar olsa da devlet Adana’ya ikinci üniversite açılmasına karar vermiştir. Aynı anda biri Adana Ticaret Odası’na ait, diğeri ise özel olan iki üniversitenin daha kurulmasına izin vermiştir devlet.

Peki bu üniversitenin kadroları nasıl oluşturulacaktır.

Cevap yukarıdaki paragrafta saklı diye düşünüyorum.

Yani.

Diğer yerlerin yanı sıra yoğun olarak Çukurova’dan ve bir takım nedenlerle Adana’dan ayrılan insanların Adana’ya çağrılmasıyla oluşacaktır.

Bu durum bizim üniversitemizi sizce nasıl etkileyecektir.

Henüz yöneticilerinin akademik kadro oluşturmak için ciddi çabalar verdiğini düşündüğüm bir dönemde, üzülerek belirtmeliyim ki olumsuz biçimde etkileyecektir.

Çünkü yeni kurulan üniversitenin pek çok bölümü bizim üniversitemizde de mevcuttur. Örneğin kurulma izni verilen Siyasal Bilgiler Fakültesi ve İşletme Fakültesi içerik itibariyle üniversitemizde de bulunan İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ile birebir aynıdır. Hem orada hem bizim üniversitemizde aynı bölümler olacaktır. Bu durum pek çok fakülte için geçerlidir.

Yani aynı pastadan pay almaya uğraşacaktır üniversitemiz.

Eğer kaliteli bir yönetim oluşturulursa Adana’da.

Adana’nın cazibesi de buna eklendiğinde…

Sizce akademisyenler seçer mi Osmaniye’yi?

Ve böyle bir durum üniversitemizin gelişimini yavaşlatmaz mı?

Bizlerin.

Osmaniye halkı, bürokrasisi ve de aydınları olarak Osmaniye’deki üniversite yönetimine bu anlamda ciddi ve somut destekler vermemiz, onları cesaretlendirmemiz, ortaya koydukları yeni eserler için medyamız dahil her türlü olanaklarımızla teşekkür duygularımızı iletmemiz gerekirken…

Lütfen bırakalım bu dedikoduları.

Fakıuşağı Osmaniye’nin bir mahallesidir. Arabası olanlar için Osmaniye’nin en uzak semtinden 8-10 kilometre mesafededir. Arabası olmayanlar içinse Erzin Garajı içinden dolmuşlar kalkmaktadır ve dolmuş ücreti 1 TL’dir.

Binin arabanıza veya dolmuşa…

Uğrayın üniversitenin istediğiniz birimine.

Sorun duyduğunuz dedikoduları birincil ağızdan.

Hem duyduklarınızın doğruluğunu teyit edersiniz.

Hem de bu güzide eserleri ve halkımız için yapılanları görmüş olursunuz.

Bahsedilecek o kadar çok şey olacak ki size…

Üniversite kampüsünden ayrılırken büyük bir heyecanla ayrılacaksınız.

Yazılanları bir kez daha düşünecek ve bu kez belki de öfkeleneceksiniz.

O zaman üniversitenin gelişimi için bu kadar emek veren, iltifat edilmesi gerekirken iftiraya uğrayan insanların halet-i ruhiyelerinin ne kadar yıpratıldığı konusunda belki empati yapacak, onların yerine kendinizi koyacaksınız.

Kimbilir belki o zaman benim yazdığım yazının daha içlisini Şeref Oğuz gibi yazarlara tekzip olarak siz göndereceksiniz.

Mutlu haftalar dileklerimle…

Bu haber 2203 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

      RESMİ İLANLAR

      KÖŞE YAZARLARI

OKULLAR AÇILIYOR20Eylül2017

      HABER ARA


Gelişmiş Arama

     HAVA DURUMU

      NÖBETÇİ ECZANE