BAŞYAZI / Mehmet FURKAN


İYİ YÖNETİMİN GELİŞTİRİLMESİ (1)

Selam ile...


Selam ile...
Geçmiş yıllarda, hangi Valimiz zamanında olduğunu hatırlamadığım, bir zamanda   Sayın Valimizin Başkanlığında ve Organizesinde “İyi Yönetimin Geliştirilmesi” başlığında; İl Genel Meclisi Salonunda, Yerel idarecilerin ve sivil toplum temsilcilerinin katılımı ile, bir toplantı yapılmıştı.
Gazete haberlerine baktığımızda, bu toplantıda öne çıkan hususların; “Halk Günleri” ve “Ekonomik Alt Yapının Gerekliliği”  olduğu görülüyordu.
Elbette, Yerel idarelerin ve Genel İdarenin Yerel Temsilcilerinin “Halk Günleri” düzenlemeleri, halkla iç içe olmaları ve halkın dert ve sıkıntılarını idareye direkt ulaştırabilmeleri “İyi İdare”nin oluşturulmasında ve geliştirilmesinde bir unsurdur.
Elbette, Ekonomik Alt Yapı ve Osmaniye Ekonomisinin Canlandırılması ve Geliştirilmesi, “İyi İdare”nin olabilmesi ve yaşatabilmesi için bir zorunluluktur.
Ancak, bana sorarsanız, “İyi İdare”; öncelikle, bir kültür meselesidir, kültürel alışkanlıkların doğru oluşturulması ve yaygınlaştırılması bir zorunluluktur.
       İşe şu “Amir-Memur” meselesinden ve anlayışından başlamanın gerekliliğine inanıyorum. “Kamu Hizmetlisi” yaklaşımının kamu görevlerinde yerleşmesi gereken temel ve doğru tanım ve mantık olduğunu düşünüyorum.
Yine, yeryüzünde sadece ülkemizde kaldığını tahmin ettiğim; “Atanmış-Seçilmiş” “Askeri Bürokrasi- Sivil Bürokrasi” yanlış sınıflandırma ve çekişmelerinin bitirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Hatta, “Kutsal Devlet” anlayışının tartışmaya açılması, “Gardiyan Devlet” mantığından “Garson Devlet “mantığına geçilmesi ve “En iyi devlet, varlığı en az hissedilen devlettir” zeminine ulaşılması gerektiğini düşünüyorum.  
Yani, İdaremizin Yeniden Yapılandırılması ve İyi Yönetimin Geliştirilmesi hususunda işe koyulurken; işe temelinden başlanılmalı, temel tercihler doğru yapılmalı, işin sosyolojisi iyi tahlil edilerek, işin felsefesi, mantığı ve psikolojisi düzeltilerek doğru oluşturulmalıdır.
Ülkemiz genelinde ve devletin tepesinde şu anda AB”ne giriş süreci ve AB Uyum Yasaları çerçevesinde devletin temel yapılanması, tercihleri, nasıl olduğu ve nasıl olması gerektiği hususlarında büyük sıkıntılar, tartışmalar ve zaman zaman gerginlikler yaşanmaktadır. Bu yaşananlardan korkmamak ve ders almak gerekmektedir. Zira, “Deniz bulanmadan durulmaz”, “Bulutların çarpışmasından şimşek, fikirlerin çatışmasından demokrasi doğar”. Yeter ki, “Kimse ve hiçbir grup doğrular konusunda tekelci yaklaşıma bürünmesin ve tercihlerini dayatma mantığına düşmesin”. Farklılıkları çekişme ve çatışma konusu görmesin ve bir güzellik  ve zenginlik kaynağı saysın.
Farkında mısınız, vehim ve korkularımızla devlet olduğumuzun? Farkında mısınız, vehim ve korkularla siyaset yaptığımızın? Farkında mısınız, uluslar arası münasebetlerimizin vehim ve korkulara uyarlı düzenlendiğinin? Farkında mısınız, devletimizin idare yapılanmasının ve vatandaşına bakışının vehim ve korkulara dayalı olduğunun?
Tüm vehim ve korkularımızın temelinde “Hakkın esasını Kuvvette, çoğunlukta ve çıkarda gören “bir düşünüş tarzı yatmaktadır. Oysa, bu düşünüş tarzı bizi zulme götürür. Adil olan yaklaşım ise, kuvvetin hakkın emrinde olması ve her bir insan bireyinin her türlü hakkının “Hukuk-Devlet- Siyaset” güvencesi altına alınması ve genel çıkarın ferdi ve grup çıkarın önünde ve üstünde tutulmasıdır. Aynı zamanda, “Hukuk-Devlet- Siyaset” üçlüsünün ahlakın denetim ve gözetiminde olması gerekmektedir.
Devam etmek dileğiyle, şimdilik hoşça kalın...