BAŞYAZI / Mehmet FURKAN


EMPERYALİZMİN AZINLIK OYUNU (2)

Selam ile…


 Selam ile…
LÜTFEN UNUTMAYIN. BU YAZI 20 YIL ÖNCE YAZILMIŞTIR. KENDİNİZE VE DÜNYAYA ‘DEĞİŞEN NEDİR’ DİYE SORUN.
Bu fermanlarla ülkedeki azın¬lıklara önemli sosyal, siyasal, kültürel ve dinî imtiyazlar verilerek ülkenin ipotek ve denetim altına alınması tamamlanır. Bu arada ülkedeki mevcut azınlıklar kendilerine hizmette yetersiz kalınca yahut  kendileri ile rekabet eder hale gelince bu defa dünyanın her yerinden yağmaya katılmak üzere Anadolu'ya büyük göçler sağlanır.
19, yy.'in orta¬larına gelindiğinde Rumların, Ermenilerin ve Yahudilerin yanı sıra Türkiye'ye 14 bin yabancı uy¬ruklu insan gelir. Bunlar genelde im¬paratorluğun belli başlı büyük şehirlerinde özel¬likle İstanbul ve İzmir'de kalabalık haldedirler. Daha sonra imparatorluğun büyük şehirlerindeki Hıristiyan mahalleleri, her türden Avrupalı mace-racıların bulunduğu yerler haline gelir, İstan¬bul'da elçilerin oturduğu mahallenin çevresinde her ulustan insanın yaşadığı kozmopolit bir çevre meydana gelir. Bu ahali, arazi spekülasyonu, sos¬yal güvensizlik, avarelik gibi batılı büyük şehirle¬rin çirkinliklerini, kötülüklerini bağrında taşır. Rumca, Ermenice, Fransızca, İtalyanca ama daha çok bütün bu dillerin karışımından meydana gelen garip bir dil konuşurlar. Ülkenin maddi zenginlik¬lerini sömürerek asalak bir hayat yaşarlar. 0sman¬lı'nın Başkenti İstanbul, adeta Amerika'nın California'sı olur. Bu arada azınlıkların ve ülkedeki yabancıların her türlü hak ve hukukunun korun¬ması ve takibi amacıyla Anadolu'nun her tarafın¬da konsolosluklar açılır.
19. yy.'ın sonlarına kadar Anadolu'da büyük arazi sahibi Rum ve Ermenilerin sayısı çok azdır. Aynı şekilde ortakçılık yapanların sayısı da o öl¬çüde azdır. Ancak, Batı emperyalizminin Anado¬lu'ya el atması ve sömürünün başlamasıyla birlik¬te, azınlıklar İzmir ve Galata bankerleri aracılığı ile özellikle demir yolu hattının geçeceği yerleşim yerlerinden çok sayıda ev ve arazi alınmasında kullanılır. Kısa bir süre sonra bölgede üretilen başlıca ürünlerin ticareti bu sermayenin denetimi altına girer.
Mahalli ticaret uluslararası ticaretle bütünleştikçe Anadolu şehirlerine yerleşen azın-lıkların sayısı da hızla artar. O yıllarda Ankara'daki tüm dükkanlar bunların elindedir. Bu nedenle Müslüman bir şehirde Pazar günleri aranan hiçbir şey bulunamaz.
1914 yılına gelindiğinde imparatorluk sınırlan içindeki sermayenin; % 15'i Türklere, % 50'si Rumlara, % 20'si Ermenilere, % 5'i Yahudilere ve % 10'u da diğer yabana uyruklula¬ra aittir. Yine, İstanbul'da uluslararası ticaretle uğraşan Türklerin oranı % 4, komisyonculukla uğ¬raşanların oranı % 3 iken, para, banka ve diğer kambiyo işiyle, uğraşan azınlıkların oranı neredey¬se % 95'in üzerindedir.
Yağma o kadar ileri boyu¬ta gelmiştir ki, Konya'da görevli İngiliz Konsolos Yardımcısı tarafından açılan halı imalathanesinde çalışanların tamamı Rum ve Ermeni kızlardan oluşur. Öte yandan, Anadolu'daki maden işletme¬lerinde, çalışanların tamamı yine azınlıklardan oluşur, İstanbul'daki yabancıların iş yerlerinde doğudan gelen Ermeni asıllılar tercih edilir. Ege ve Akdeniz kıyılarındaki verimli topraklar da ta¬mamen Hıristiyanların eline geçer.
Azınlıklar ya¬vaş yavaş batıdan doğuya, kıyılardan içlere doğru ilerler.  Anadolu köylüsü  verimsiz toprakların olduğu yerlere ve dağlara doğru çekilmek zorun¬da kalır.
Daha birkaç yıl önce sadece Türklerden oluşan yerleşim yerleri silme Rumlarla dolar.
Devam etmek üzere, şimdilik hoşça kalın…