BAŞYAZI / Mehmet FURKAN


ABD’NİN ORTADOĞU’DAKİ YENİ YAKLAŞIMI: SAVAŞMA SAVAŞTIR (1)

Selam ile…


Selam ile…
LÜTFEN UNUTMAYIN. BU YAZI 20 YIL ÖNCE YAZILMIŞTIR. KENDİNİZE VE DÜNYAYA ‘DEĞİŞEN NEDİR’ DİYE SORUN.
Ancak biz yine de en mantıklı olanları sıralayalım. ABD'nin Filistin'e olan bu ilgisinin nedeni artık bir klişe haline gelen ABD-Israil kardeşliği mi, Ortadoğu'da "istikrarlı bir istikrarsızlık" yaratmak ve bunun içinde bir sorun makinesine dönüşen Filistin'e "yatırım yapmak" mı yoksa Filistin'de petrol var da bizim mi haberimiz yok?
Filistin'de, "Filistin-Filistin" çatışması tüm şiddeti ile sürerken ajanslara El Fetih kaynaklı ilginç bir haber düştü.  Bu habere göre Hamas'ın kalesi olarak bilinen Gazze'deki İslam Üniversitesine yapılan El Fetih baskını sırasında Hamas'lı militanları El Fetih'e karşı kullanılmak üzere, bomba yapımında eğittikleri ileri sürülen 7 İranlı istihbarat subayı yakalandı. Haber henüz teyit edilmemiş olsa da son dönemde, özellikle Hamas'ın iktidara gelmesinden sonra Filistin sorununda İran'ın öteden beri konuşulan gölgesinin iyiden iyiye belirginleşmeye başladığı bilinen bir gerçek. Ancak bu gölge bugüne kadar finansal yardımlarla sınırlı kalıyordu fakat olayların şiddetlendiği son birkaç aydır İran'ın "Filistin'de" olduğu iddia ediliyor.
Basit bir beyin jimnastiği yapalım.
Irak'ta "iç savaş" var ve taraflardan birinin yani Şiilerin arkasında Iran var. Lübnan'da iç savaşın eli kulağında ve Şiilerin/Hizbullah'ın başını çektiği muhalefetin arkasındaki isimlerden biri yine Iran. Filistin'de de iç savaş canlan yükseliyor ve taraflardan Hamas'ın arkasındaki isimlerden birinin, henüz diğer iki "iç savaş" alanındaki kadar belirgin olmasa da, İran olduğunu ya da en azından İran'ın da çorbada tuzu olduğunu görüyoruz.
ABD'nin Irak, Lübnan ve Filistin'deki çalışmalardaki genel konumuna bakarsak İran'ın tam karşısındaki cenahlarda saf tuttuğunu da hesaba katalım ve şimdi söz konusu üç iç savaştaki ortak noktalan bulun deseler işte size yanıtı, İran ve ABD... (İsrail'i de unutmamak lazım tabii ki...)
Filistin tarihine bakıldığında bu tür olayların yaşandığı, düşmanla işbirliği iddialarının sıklıkla ortaya atıldığını görmek mümkün. Hatta Yaser Arafat dahil olmak üzere Filistin'in lider kadrosundan bir çok ismin "İsrail işbirlikçisi", "ABD maşası" gibi ithamlarla karşı karşıya kaldığı görülmüştü.. Ama bu iddialar gerçeğe hiç bu kadar yakın durmamıştı.
Baksanıza Mahmud Abbas ABD'nin ve hatta İsrail'in nazarında birden bire badem gözlü oluverdi, hem de daha ölmeden. Öyle ki ABD'nin son dönemdeki yeni gözdesi Mahmut Abbas ve El Fetih, ABD ile adeta "yasak bir aşk"yaşıyor. Resmi ağızlarda "stratejik işbirliği" olarak adlandırılan bu yasak aşkın ne kadar "stratejik" olduğu tartışılır ancak "konjonktürel" olduğu su götürmez bir gerçek.  Yani, ABD'nin El Fetih'e duyduğu "aşk" bittiğinde ya da El Fetih ile işi bittiğinde Mahmud Abbas'ı "baş terörist", El Fetih'i de yeniden "terör örgütü" ilan etmekten asla çekinmeyeceği unutulmamalıdır. Başka bir deyişle bu "stratejik" işbirliğinin her an El Fetih açısından trajik bir sonla noktalanması olasılığı oldukça yüksek.
ABD'nin Soğuk Savaş döneminde SSCB'ye karşı kendi elleri ile kurduğu, büyütüp beslediği Taliban'ın, bir zamanlar flört ettiği Saddam'ın akıbetine bakmak bu olasılığın ne kadar yüksek olduğunu açıkça gösteriyor bizlere.  Sonuç olarak Filistin kendi elleri ile kendi kendini, hem de doğmadan toprağa gömerken, dahası “iç savaş bir kanser gibi tüm Ortadoğu’ya yayılmaya başlamışken yaşadığımız coğrafyanın “Ortadoğu’nun” geleceğini görebilmek için tüm bunları bir kez daha düşünmek gerekiyor. Şimdilik hoşça kalın…